
Mal Sigortası Kapsamında Eşyaya Zarar Verilmesi Halinde Tazminat?
22 Mayıs 2025
Haksız Ödeme Alan Kişiye Sigorta Şirketinin Tazminat Davası Açma Hakkı?
22 Mayıs 20251. Kusur Kavramının Tazminat Hukukundaki Yeri
Tazminat hukuku kapsamında kusur, zarar veren kişinin hukuka aykırı davranışının ölçüsünü ifade eder ve sorumluluğun belirlenmesinde temel unsurlardan biridir. Özellikle trafik kazaları, iş kazaları, doktor hataları ve meslek icrasından doğan sorumluluklarda, tarafların kusur oranı tazminatın miktarını doğrudan etkiler. Türk Borçlar Kanunu’nun 49. maddesi gereği, bir kimse başkasına kusurlu bir hareketiyle zarar verirse, bu zararı tazmin etmekle yükümlüdür. Kusur oranı belirlenirken, olayın oluş şekli, tarafların eylemleri, alınmayan önlemler ve dikkat yükümlülüğüne uyulup uyulmadığı dikkate alınır. Kusur, mutlak sorumluluk hallerinden farklı olarak, failin davranışına bağlı olarak değerlendirilir. Bu yönüyle, zarar görenin de kusurlu olup olmadığı önem kazanır çünkü bu durumda “müşterek kusur” prensibi uygulanır. Kusur oranı, yalnızca tazminatın miktarını değil, çoğu zaman tazminat alma hakkını da etkileyebilir. İşte bu nedenle sigorta şirketlerinin tazminat taleplerine karşı ileri sürdükleri “kusur itirazı”, hem teknik hem de hukuki açıdan dikkatle değerlendirilmesi gereken bir savunma biçimidir.
2. Sigorta Şirketlerinin Kusur İtirazı Neye Dayanır?
Sigorta şirketlerinin kusur itirazı, çoğunlukla tazminat yükümlülüğünden kaçınmak amacıyla başvurdukları bir savunma yöntemidir. Özellikle zorunlu trafik sigortası, işveren sorumluluk sigortası veya mesleki sorumluluk sigortalarında sıkça gündeme gelir. Sigorta şirketi, zarar görenin kazanın meydana gelmesinde asli ya da ağır kusurlu olduğunu iddia ederek tazminat talebini ya tamamen reddetmeye ya da önemli ölçüde azaltmaya çalışır. Bu itiraz, genellikle olay yeri tutanaklarına, bilirkişi raporlarına, tanık beyanlarına veya teknik incelemelere dayandırılır. Örneğin, trafik kazasında yaya kırmızı ışıkta geçiyorsa veya iş kazasında çalışan kişisel koruyucu donanım kullanmamışsa, bu tür kusurlar sigorta şirketi tarafından “ödememe” gerekçesi yapılabilir. Ancak burada önemli olan, ileri sürülen kusurun ne derece etkili olduğunun objektif biçimde değerlendirilmesidir. Zira mevzuat ve yargı içtihatları, zarar görenin kusurunun varlığını tazminat hakkını tümden ortadan kaldıran bir durum olarak değil, çoğu zaman tazminatın oranını etkileyen bir unsur olarak görmektedir.
3. Zarar Görenin Kusurunun Tazminata Etkisi
Tazminat hesaplamalarında zarar görenin kusurlu olması hâlinde bu durum, tazminat miktarını doğrudan etkiler. “Müşterek kusur” olarak adlandırılan bu durum, hem zarar verenin hem de zarar görenin olayda kusurlu olması anlamına gelir. Bu tür olaylarda mahkeme, tarafların kusur oranlarını tespit ederek, tazminat talebini bu orana göre kabul eder. Örneğin trafik kazasında %40 oranında kusurlu olan bir yaya, %60 kusurlu olan araç sürücüsünden yalnızca %60 oranında tazminat alabilir. Ancak zarar görenin kusuru ne olursa olsun, bu kusur tazminat hakkını mutlak olarak ortadan kaldırmaz; yalnızca tazminat miktarında indirim yapılmasına neden olur. Öte yandan zarar görenin “ağır kusuru” hâlinde, yani öngörülebilir ve açık bir tehlikeye rağmen bilinçli olarak hareket etmişse, mahkeme tazminatı tamamen reddedebilir. Yine de bu gibi durumların somut olgularla ispatlanması gerekir. Yargı, hakkaniyet gereği ağır kusur iddialarını titizlikle inceler ve sigorta şirketinin bu yöndeki itirazlarını keyfi olarak kabul etmez.
4. Sigorta Poliçesindeki Özel Şartların Kusurla İlişkisi
Sigorta poliçeleri, teminat kapsamını ve ödeme koşullarını belirleyen hukuki belgelerdir. Bu poliçelerde sigorta ettirenin yükümlülükleri, teminat dışında kalan haller ve ödeme koşulları detaylı biçimde yer alır. Bazı poliçelerde açıkça “zarar görenin kusurlu hareketleri” teminat dışı bırakılmış olabilir. Örneğin alkol veya uyuşturucu etkisindeyken kaza yapılması, araç ruhsatında belirtilen kişi dışında birinin aracı kullanması, iş güvenliği talimatlarına aykırı hareket edilmesi gibi durumlar poliçede teminat dışı haller arasında yer alabilir. Bu gibi durumlarda sigorta şirketi, kusur itirazını poliçe hükümlerine dayandırarak ödemeden kaçınabilir. Ancak bu tür poliçeler “genel şartlara” ve Türk Ticaret Kanunu’na aykırı olmamalıdır. Yargıtay, genel işlem şartları niteliğindeki sözleşme hükümlerinin açık, anlaşılır ve sigortalıya bildirilmiş olması gerektiğini vurgular. Dolayısıyla sigorta şirketinin kusur itirazının geçerli olabilmesi için, yalnızca kusurun varlığı değil, poliçedeki ilgili hükümlerin yasal geçerliliği ve usulüne uygun şekilde uygulanması da gerekir.
5. Kusur Oranlarının Belirlenmesinde Bilirkişi Raporlarının Önemi
Tazminat sürecinde tarafların kusur oranlarını belirlemek teknik bilgi gerektirir ve bu nedenle bilirkişi raporları belirleyici rol oynar. Özellikle trafik kazaları, iş kazaları veya bina çökmesi gibi teknik uzmanlık isteyen durumlarda mahkeme, alanında uzman bilirkişileri görevlendirerek olayın oluş şeklini, tarafların davranışlarını ve alınan/alınmayan önlemleri değerlendirir. Bilirkişi, raporunda tarafların kusur oranlarını teknik gerekçelerle açıklar. Bu oranlar, hâkimin kararına doğrudan etki eder. Ancak bilirkişi raporları her zaman doğru ve tarafsız olmayabilir. Bu durumda taraflar itiraz ederek yeni bilirkişi atanmasını talep edebilir veya karşı delil sunarak raporun hükme esas alınmasını engelleyebilir. Sigorta şirketlerinin kusur itirazları çoğunlukla bu raporlara dayanır; dolayısıyla zarar gören taraf, rapora itiraz edebilecek bilgi ve belgeleri dava sürecine dâhil etmelidir. Çünkü kusur oranları ne kadar doğru ve objektif belirlenirse, tazminat süreci de o kadar adil yürütülür. Bu nedenle bilirkişi raporları, kusur itirazının etkisini doğrudan belirleyen unsurlardan biridir.
6. Yargıtay Kararları Işığında Kusur İtirazının Tazminat Hakkına Etkisi
Yargıtay kararları, sigorta şirketlerinin kusur itirazlarına ilişkin olarak içtihat oluşturmuş ve belirli ilkeler çerçevesinde bu itirazların nasıl değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin yerleşik kararlarına göre, zarar görenin tam kusurlu olmadığı sürece tazminat hakkı devam eder. Yani zarar görenin %10, %30 hatta %50 oranında kusurlu olması, tazminat talebini tümden ortadan kaldırmaz; yalnızca tazminat miktarını azaltır. Ayrıca Yargıtay, sigorta şirketlerinin kusur itirazını dayanaktan yoksun ve genel nitelikli savunmalarla yapmasını da geçerli görmemekte, somut delil ve raporlarla desteklenmesini şart koşmaktadır. Özellikle zorunlu sigortalarda, zarar görenin korunması esastır. Bu kapsamda, kusur oranı belirlenmiş olsa bile sigorta şirketinin poliçe limiti dâhilinde ödeme yapması gerektiği kabul edilmektedir. Yargıtay kararlarında bu tür itirazlar değerlendirilirken, öncelik “zararın tazmini” ilkesine verilmektedir. Dolayısıyla sigorta şirketi kusur itirazında bulunsa bile, bu itiraz Yargıtay denetiminde çoğu zaman sınırlandırılmakta ve mağdurun tazminat hakkı korunmaktadır.
7. Zorunlu Sigorta ve İhtiyari Sigorta Ayrımı Kusur Değerlendirmesini Nasıl Etkiler?
Sigorta türleri arasındaki ayrım, kusur itirazının tazminat üzerindeki etkisini belirlemede önemli rol oynar. Zorunlu sigorta, özellikle trafik sigortası gibi devlet tarafından düzenlenen ve yaptırılması mecburi olan sigorta türüdür. Bu sigortalarda esas amaç, üçüncü kişilerin korunmasıdır. Dolayısıyla zarar görenin belli ölçüde kusurlu olması, sigorta şirketinin ödeme sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Yargıtay’ın bu konudaki içtihatlarına göre, sigorta şirketleri zorunlu sigorta kapsamında, zarar görenin tamamen kusurlu olduğu çok istisnai durumlar dışında ödeme yapmak zorundadır. Ancak ihtiyari sigortalarda (örneğin ihtiyari mali mesuliyet, ferdi kaza ya da konut sigortası gibi), taraflar poliçede daha serbest koşullar belirleyebilir. Bu durum, sigorta şirketinin kusur itirazını daha güçlü biçimde kullanabilmesini sağlar. Özellikle poliçede “zarar görenin kusuru teminat dışıdır” gibi özel hükümlerin varlığı, ihtiyari sigortalarda kusur itirazının tazminatı engellemesine yol açabilir. Bu nedenle hangi tür sigorta söz konusuysa, kusur itirazının etki alanı da o çerçevede değerlendirilmelidir.
8. Kusur İtirazına Karşı Etkili Hukuki Savunma Yöntemleri
Sigorta şirketlerinin kusur itirazına karşı zarar görenin etkili bir hukuki strateji geliştirmesi şarttır. İlk adım, kazaya ilişkin tüm delilleri eksiksiz şekilde toplamaktır: kaza tespit tutanakları, görgü tanıklarının ifadeleri, olay yeri fotoğrafları, kamera kayıtları ve teknik bilirkişi raporları bu kapsamda sayılabilir. Bunların yanı sıra, sigorta poliçesindeki teminat kapsamının açıkça belirtilmesi ve istisna hallerinin netleştirilmesi de önemlidir. Zarar gören, kusurunun hafif olduğunu veya zararın meydana gelmesinde etkili olmadığını somut olarak ortaya koymalıdır. Ayrıca zarar görenin kusurunun, zararın meydana gelişine etkisinin olmadığı hallerde “illiyet bağının kesildiği” savunması ileri sürülebilir. Tazminatın engellenmemesi adına hukuki dayanaklarla desteklenmiş bu argümanlar, bilirkişi raporlarıyla güçlendirilmelidir. Kusur oranına itiraz halinde yeni bilirkişi atanması talep edilerek teknik değerlendirmede hataların düzeltilmesi sağlanabilir. Bu stratejik savunmalar, sigorta şirketinin itirazını boşa çıkarabileceği gibi, tazminatın alınmasını da güvence altına alır.
9. Kusur İtirazı Nedeniyle Tazminat Reddedilirse Hangi Yollara Başvurulabilir?
Sigorta şirketi kusur itirazına dayanarak tazminat talebini reddettiğinde, zarar gören için birkaç hukuki yol açıktır. Bunların başında Sigorta Tahkim Komisyonu’na başvuru gelir. Komisyona yapılan başvuru, sigorta şirketinin yazılı red cevabından sonra 1 yıl içinde yapılmalıdır. Komisyon süreci hızlıdır ve ortalama 4-5 ayda sonuçlanır. Eğer sigorta şirketi tahkim sistemine kayıtlı değilse ya da başvuru limiti aşılmışsa, doğrudan Asliye Ticaret Mahkemesi’nde dava açmak mümkündür. Dava dilekçesinde kusur itirazının haksız olduğu ayrıntılı biçimde açıklanmalı, varsa karşı deliller ve bilirkişi raporları da eklenmelidir. Mahkeme süreçleri daha uzun sürse de yüksek tazminatlarda etkili sonuçlar doğurur. Ayrıca, alınan tahkim kararlarına karşı taraflar 15 gün içinde itiraz edebilir. Zarar görenin bu süreçlerde profesyonel hukuki destek alması, başvuru süresine ve şekline uygun hareket etmesi, hem davanın kabul edilmesi hem de olumlu sonuçlanması açısından kritik öneme sahiptir.
10. Tazminat Hakkının Korunması İçin Öneriler ve Hukuki Strateji
Zarar görenin, sigorta şirketinin kusur itirazına karşı haklarını etkin biçimde koruyabilmesi için öncelikle proaktif ve bilinçli davranması gerekir. Kazanın meydana geldiği andan itibaren olayın belgelenmesi, tanıkların bilgileri, fotoğraf ve videoların temini büyük önem taşır. Tıbbi raporlar, hastane belgeleri, iş göremezlik belgeleri gibi maddi ve manevi zararları kanıtlayan tüm evraklar titizlikle saklanmalıdır. Ayrıca sigorta poliçesi detaylıca incelenmeli, teminat sınırları ve özel şartlar dikkatle değerlendirilmelidir. Sürecin başından itibaren bir avukatla çalışılması, sadece teknik belgelerin yönetimi değil, aynı zamanda dava stratejisinin doğru kurulması açısından da fayda sağlar. Avukat, sigorta şirketinin savunmalarına karşı etkili itirazlar geliştirebilir, bilirkişi raporlarının eksikliklerini ortaya koyabilir ve hakkaniyete dayalı tazminat talebini yapılandırabilir. Bu şekilde, sigorta şirketinin kusur itirazı yalnızca kâğıt üzerinde kalır, tazminat hakkı ise etkin bir biçimde hayata geçirilmiş olur.
📌 Resmi Kurum Linkleri
- Sigorta ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK)
- Sigorta Tahkim Komisyonu
- T.C. Adalet Bakanlığı
- Türkiye Barolar Birliği
- Yargıtay Karar Arama Sistemi
Daha detaylı bilgi almak ve hukuki destek almak için FFK Partner Hukuk olarak sizlere profesyonel destek sağlıyoruz!




