
Faturaya İtiraz ve Ticari Davalar?
2 Mayıs 2025
İcra Takibine Uğrayan Şirket Ne Yapmalı?
2 Mayıs 20251. Ticari Alacak Davalarının Hukuki Dayanağı
Ticari alacak davaları, iki ya da daha fazla ticari işletme arasında mal veya hizmet teminine dayalı olarak ortaya çıkan borç-alacak ilişkilerinden kaynaklanır ve hukuki temelini başta Türk Borçlar Kanunu ile Türk Ticaret Kanunu olmak üzere ilgili özel düzenlemelerden alır. Taraflar arasındaki ticari ilişkilerin zamanla ihtilafa dönüşmesi, borcun ödenmemesi, fatura ve sözleşme hükümlerine aykırı davranışlar ya da teslim edilen ürün ve sunulan hizmetin eksikliği gibi nedenlerle mahkeme önüne taşınan bu davalar, Türkiye’de ticari yargının en sık karşılaştığı uyuşmazlık türlerinden biridir. Ticaret Kanunu’nun 4. maddesi uyarınca her iki tarafın da tacir olması durumunda bu tür alacaklar, “ticari dava” olarak kabul edilir ve Asliye Ticaret Mahkemesi’nin görev alanına girer. Bununla birlikte taraflardan sadece biri tacir olsa bile, uyuşmazlık konusunun ticari işletmeyle ilgili olması halinde yine ticari dava sayılması mümkündür. Bu noktada ticari davaların kendine özgü usul hükümleri devreye girer; örneğin basit yargılama usulü yerine kural olarak yazılı yargılama usulü uygulanır. Ticari alacak davaları, hem bireysel şirketlerin hem de holding yapılarındaki kurumsal şirketlerin ticari sürdürülebilirliği açısından kritik öneme sahiptir. Ticari hayatın güven içinde sürdürülebilmesi, tarafların haklarını hukuki yollarla arayabilmesi ve tahsilatın gecikmeden yapılabilmesi için bu davaların etkin ve hızlı biçimde çözüme kavuşturulması şarttır. Bu nedenle yargılama sürecinde davacı tarafın dayanak belgeleriyle birlikte net ve güçlü bir başvuru yapması, davalının ise süresinde itirazlarla savunmasını sunması süreci belirleyici hale getirir. Mahkemelerin iş yükü ve ticaret hayatının ritmi göz önüne alındığında, dava dilekçesinin içeriği ve delil sunma stratejisi büyük önem taşır. Zira ticari alacak davalarında yalnızca borcun varlığını iddia etmek yeterli değildir; bu borcun mahiyeti, tutarı, vadesi, ödeme şekli, taraflar arası ilişki geçmişi gibi tüm unsurlar delillerle desteklenmek zorundadır. Mahkeme, sadece fatura ya da senet sunulmuş diye lehine karar vermez; bu belgelerin birbirini tamamlaması, ticari defterlerle uyumlu olması, varsa sözleşme hükümleriyle örtüşmesi gerekir. Bu nedenle ticari alacak davası açacak olan şirketlerin sadece maddi belgeleri değil, süreç yönetimini de profesyonel şekilde planlaması gerekir. Aksi halde güçlü bir alacak hakkı dahi yargı sürecinde etkisini yitirebilir ve tahsilat mümkün olamayabilir.
2. Dava Açılmadan Önce Zorunlu Arabuluculuk Süreci
Ticari alacak davalarında dava açılmadan önce uygulanması gereken en önemli aşamalardan biri zorunlu arabuluculuk sürecidir. 01.01.2019 tarihinde yürürlüğe giren 7155 sayılı Kanun ile Türk Ticaret Kanunu’na eklenen düzenlemeyle, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan ticari davalarda arabuluculuğa başvuru dava şartı haline getirilmiştir. Bu hüküm uyarınca, taraflardan biri alacağını talep etmek üzere doğrudan mahkemeye başvuramaz; öncelikle arabulucuya müracaat etmek ve bu süreci usulüne uygun tamamlamak zorundadır. Arabuluculuk başvurusu, dava açılacak yerdeki arabuluculuk bürosuna dilekçeyle yapılır ve bu başvuru üzerine Adalet Bakanlığı siciline kayıtlı, lisanslı bir arabulucu atanır. Taraflar, arabulucunun daveti üzerine bir toplantıya davet edilir ve bu toplantıda çözüm arayışı yürütülür. Eğer taraflardan biri davete katılmazsa, arabuluculuk faaliyeti sonlanır ve bu husus, ileride mahkemede dikkate alınmak üzere tutanağa geçirilir. Zorunlu arabuluculuk süreci en geç üç hafta içinde sonuçlanır; bu süre, zorunlu hallerde bir hafta daha uzatılabilir. Sürecin sonunda taraflar anlaşırsa bu husus resmi bir tutanakla belgelenir ve icra edilebilirlik şerhi alınması halinde mahkeme kararı gibi hüküm doğurur. Anlaşma sağlanamazsa, bu durum da tutanak altına alınarak dava açma hakkı doğar. Bu yönüyle arabuluculuk, hem hızlı ve ekonomik bir çözüm sunar hem de tarafların ilişkisini koparmadan sürdürebilmesine olanak tanır. Ancak uygulamada çoğu zaman tarafların anlaşmaya yanaşmaması, sürecin yalnızca formalite olarak tamamlanmasına yol açmaktadır. Bu durum, arabuluculuğun etkinliğini tartışmalı hale getirse de dava şartı niteliği taşıdığından mutlaka yerine getirilmesi gerekir. Aksi halde dava dilekçesi doğrudan reddedilir ve mahkeme yargılama yapmaz. Dolayısıyla ticari alacak davası açmayı planlayan şirketlerin, arabuluculuk sürecini stratejik olarak değerlendirmesi ve bu aşamada da hukuk danışmanlarından destek alması önemlidir. Çünkü arabuluculuk sırasında taraflar arasında kurulacak bir ödeme planı ya da taksitlendirme protokolü, mahkeme sürecine kıyasla daha hızlı sonuç doğurabilir ve tahsilatın gerçekleşmesini sağlayabilir. Ayrıca taraflar arasında uzun süredir devam eden ticari ilişkilerin zarar görmemesi açısından da arabuluculuk, hem yapıcı hem de koruyucu bir işlev üstlenmektedir. Bu sebeple yalnızca dava açmak isteyen taraf değil, savunma yapacak olan taraf da arabuluculuk görüşmelerine ciddi şekilde hazırlanmalı, hukuki argümanlarını bu aşamada ortaya koymalıdır.
3. Ticari Alacak Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme
Ticari alacak davalarının doğru şekilde yürütülebilmesi için öncelikle davanın görevli ve yetkili mahkemede açılması büyük önem taşır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu uyarınca ticari nitelik taşıyan uyuşmazlıklar, Asliye Ticaret Mahkemesi’nin görev alanına girer. Ancak bazı yerlerde Asliye Ticaret Mahkemesi kurulmamış olabilir; bu durumda Asliye Hukuk Mahkemesi, ticaret mahkemesi sıfatıyla yargılamayı yürütür. Görev yönünden yapılacak yanlış başvurular, mahkeme tarafından dava şartı yokluğu gerekçesiyle reddedilir ve süreci baştan başlatmak gerekebilir. Bu da hem zaman kaybına hem de hak kayıplarına yol açar. Bu nedenle dava açılmadan önce görevli mahkemenin belirlenmesi kritik bir adımdır. Yetki bakımından ise, genel kural uyarınca davalı şirketin yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir. Ancak Ticaret Kanunu ve HMK çerçevesinde bazı özel yetki kuralları da mevcuttur. Özellikle sözleşmede yetki anlaşması yapılmışsa, bu mahkeme açıkça belirtilmişse ve her iki taraf da bu anlaşmaya bağlı kalmayı kabul etmişse, bu yetki anlaşması geçerli kabul edilir. Ayrıca borcun ifa yeri, fatura düzenlenme adresi ya da mal teslimat noktası da yetkiyi etkileyebilir. Uygulamada birçok şirket, sözleşmelere yetki şartı koymakta ve ileride çıkabilecek ihtilaflarda yargılamanın kendileri açısından daha avantajlı olacağı mahkemeleri seçmektedir. Ancak tek taraflı ve haksız yetki şartları, mahkeme tarafından iptal edilebilir. Bu nedenle yetki şartlarının dikkatle hazırlanması gerekir. Ticari alacak davalarında yetki sadece yargılamayı yapacak mahkemeyi belirlemez; aynı zamanda dava sürecinin hızını ve etkinliğini de doğrudan etkiler. Örneğin büyükşehirlerdeki mahkemelerde iş yükü fazla olduğundan duruşma günleri daha geç verilirken, daha az yoğunluklu illerdeki mahkemelerde yargılama daha hızlı ilerleyebilir. Bu da alacağın tahsil sürecini doğrudan etkileyen bir faktördür. Ayrıca görevli ve yetkili mahkeme belirlendikten sonra dava dilekçesinin elektronik ortamda UYAP üzerinden açılması da mümkündür. Özellikle şirketlerin avukatları bu yöntemi kullanarak zaman tasarrufu sağlayabilir ve dava açma sürecini hızlandırabilir. Ancak UYAP üzerinden yapılan başvurularda da mahkeme bilgileri doğru girilmezse sistem otomatik red kararı üretebilir. Bu nedenle dijital işlemlerde de dikkatli olunması gerekir. Görev ve yetki kurallarının doğru yorumlanmaması halinde, dava hem usulden reddedilir hem de davacının aleyhine karşı taraf lehine yargılama gideri ve vekalet ücreti doğar. Bu tür hatalar, alacağın tahsilini geciktirmekle kalmaz, aynı zamanda dava açan şirketin prestijini ve ticari itibarını da zedeler. Bu yüzden her ticari alacak davasında görevli ve yetkili mahkeme unsuru titizlikle değerlendirilmelidir.
4. Dava Dilekçesinin Hazırlanması ve Delillerin Sunulması
Ticari alacak davasının başarıyla sonuçlanabilmesi büyük ölçüde dava dilekçesinin doğru, eksiksiz ve sistematik hazırlanmasına bağlıdır. Dava dilekçesi, davacının hukuki iddialarını ve dayanaklarını açıkça ortaya koyduğu, karşı taraftan hangi taleplerde bulunduğunu belirttiği ve mahkemeye olayın özünü sunduğu temel dokümandır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 119. maddesi uyarınca dilekçede tarafların kimlik bilgileri, davanın konusu, dava değeri, olayların özeti, hukuki sebepler, talepler ve deliller açık biçimde yer almalıdır. Ticari alacak davalarında bu unsurlar daha da detaylı hazırlanmalı, özellikle ticari ilişkinin başlangıç tarihi, borcun hangi işlemden kaynaklandığı, fatura ya da senet numaraları, sözleşmenin ilgili hükümleri, ödeme vadeleri, varsa ihtar süreçleri net bir zaman sıralamasına göre belirtilmelidir. Dava dilekçesinde yalnızca genel iddialarda bulunmak yetersizdir; her iddiayı destekleyecek belge ve bilgi de aynı dosyada sunulmalıdır. Bu belgeler arasında düzenlenmiş faturalar, sevk irsaliyeleri, sözleşmeler, e-posta yazışmaları, noter ihtarları, banka ödeme dekontları ve varsa tanık beyanları yer alabilir. Ayrıca davacı şirketin ticari defterlerinden alınmış onaylı kayıtlar ve e-arşiv fatura görüntüleri de delil olarak dosyaya eklenmelidir. Delil sunumunda dikkat edilmesi gereken hususlardan biri de delillerin dava dilekçesiyle birlikte sunulmasıdır; aksi halde sonradan sunulacak deliller, karşı tarafın açık rızası olmadıkça dikkate alınmayabilir. Özellikle HMK uyarınca “ilk itirazlar” ve “ön inceleme” aşamasında delillerin eksiksiz sunulması, davanın sağlıklı ilerlemesi açısından kritik öneme sahiptir. Dava dilekçesinde kullanılacak dil ve argümanlar da profesyonel bir hukuk yaklaşımı ile hazırlanmalı, olayın teknik anlatımından uzaklaşıp hukuki temellendirme üzerinden ilerlenmelidir. Her iddianın altında mutlaka ilgili kanun maddesi veya Yargıtay içtihadı belirtilmeli, mahkemeye yalnızca bir ticari anlaşmazlık değil, aynı zamanda hukuken haklı bir talep sunulduğu gösterilmelidir. Bu da dava dilekçesini sıradan bir belge olmaktan çıkarıp, davanın omurgası haline getirir. Dava dilekçesinin mahkemeye sunulmasıyla birlikte dava süreci başlar ve bu andan itibaren artık tarafların deliller üzerindeki stratejileri de devreye girer. Bu nedenle hem delil hazırlığı hem de dava dilekçesi planlaması dava açılmadan çok önce başlamalıdır. Ticari şirketlerin bu süreci iç hukuk birimleriyle yürütmesi ya da profesyonel avukatlık bürolarından destek alması önerilir. Aksi takdirde en güçlü alacak bile yanlış dilekçe tekniği nedeniyle mahkemeden hak ettiği sonucu alamayabilir. Özellikle ticari uyuşmazlıklarda dilekçede yer alan beyanlarla, mahkemeye sunulan belgelerin tutarlı olması beklenir. Örneğin dilekçede yer alan borç tarihi ile faturada yazan tarih arasında çelişki varsa, bu durum davacının güvenilirliğini zedeleyebilir. Mahkemeler, tutarlılık ve delil bütünlüğüne büyük önem vermektedir. Sonuç olarak dava dilekçesi yalnızca bir başvuru aracı değil, aynı zamanda dava boyunca yön verici, yol gösterici ve mahkemeyi ikna edici bir hukuki beyandır. Bu nedenle ticari alacak davalarında dilekçe hazırlığı hiçbir zaman hafife alınmamalı, en az yargılama süreci kadar titizlikle yürütülmelidir.
5. Davalının Savunması ve Karşı Delil Süreci
Ticari alacak davalarında davalının savunması, yalnızca davaya yanıt vermekle sınırlı olmayan, aynı zamanda davacı iddialarını çürüten, kendi lehine deliller sunan ve davanın seyrini doğrudan etkileyen kritik bir aşamadır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca davalı taraf, dava dilekçesinin kendisine tebliğinden itibaren iki hafta içinde cevap dilekçesini sunmak zorundadır. Bu süre, mahkemece talep üzerine uzatılabilir; ancak süresinde cevap verilmemesi halinde davadaki iddiaların kabul edildiği varsayılabilir. Bu nedenle davalı şirketin kendisine yöneltilen talepleri hukuki, teknik ve ticari boyutlarıyla analiz edip zamanında cevap vermesi gerekir. Cevap dilekçesinde davalı, öncelikle davanın görev ve yetki bakımından usule uygun açılıp açılmadığını denetler. Görevli mahkemenin yanlış olması, yetki itirazı ya da arabuluculuk dava şartının eksikliği gibi hususlar varsa bunlar ilk itiraz olarak ileri sürülmelidir. Aksi halde bu iddialar dinlenmez. Usule ilişkin savunmaların ardından esas hakkında detaylı açıklamalar yapılır. Davalı, borcun varlığını kabul etmeyebilir, borcun kısmen ödendiğini savunabilir, işlemin hiç gerçekleşmediğini ya da davacının alacağının haksız olduğunu ileri sürebilir. Bu iddiaların her biri, delillerle desteklenmek zorundadır. Karşı delil süreci kapsamında davalı taraf, kendi ticari defterlerini, ödeme belgelerini, banka kayıtlarını, e-posta yazışmalarını, noter ihtarlarını ve varsa sözleşme hükümlerini dosyaya sunar. Özellikle fatura uyuşmazlıklarında sevk irsaliyelerinin eksikliği, malın teslim edilmemesi, işin ifa edilmediği gibi iddialar sıklıkla karşılaşılan savunmalardır. Ancak bu tür savunmalar, yalnızca beyanla değil, somut belgelerle desteklenmediği takdirde mahkemede etkili olmaz. Mahkemeler, söz konusu delillerin doğruluğunu ve yeterliliğini değerlendirirken tutarlılığa büyük önem verir. Davalı, savunma sırasında sadece delil sunmakla yetinmeyebilir; aynı zamanda karşı dava da açabilir. Özellikle ticari ilişkide kendisinin de alacaklı olduğunu düşünen şirketler, karşı dava yoluyla kendi taleplerini ileri sürebilir. Bu durum davanın kapsamını genişletir ve mahkemenin her iki tarafın iddialarını birlikte değerlendirmesini sağlar. Cevap dilekçesinden sonra mahkeme ön inceleme duruşması yapar. Bu duruşmada taraflar ilk kez hakim huzuruna çıkar ve iddia ile savunmalar arasındaki uyuşmazlık noktaları belirlenir. Aynı zamanda delillerin toplanması, tanık dinlenmesi ve bilirkişi atanması gibi işlemler planlanır. Davalının bu aşamada sunduğu tüm karşı deliller, davanın geleceğini etkiler. Ayrıca davalı tarafın sunduğu belgelerin gerçeği yansıtmaması ya da çelişkili olması halinde mahkeme bunları hükme esas almaz ve davacının iddialarını kabul edebilir. Bu nedenle savunma süreci sadece yasal bir hak değil, davanın kaderini belirleyen stratejik bir adımdır. Davalının sunacağı her belge, her ifade, her itiraz hukuki sorumluluk yaratır. Bu yüzden şirketler savunma hazırlığında mutlaka profesyonel destek almalı, kendi muhasebe ve hukuk departmanlarıyla eşgüdüm içinde çalışmalıdır. Aksi halde basit bir savunma eksikliği bile davanın aleyhe sonuçlanmasına yol açabilir. Özellikle yüksek meblağlı ticari davalarda savunma zayıfsa, mahkeme sadece davacı iddialarına dayanarak karar verebilir. Bu da haksız borç ödemelerine, şirket itibarının zarar görmesine ve telafisi zor mali sonuçlara neden olur. Bu sebeple davalının savunma süreci, davacı kadar aktif ve delil odaklı yürütülmelidir. Ticari davalarda mahkemeler, artık pasif değil aktif savunma beklemektedir.
6. Ön İnceleme ve Tahkikat Aşamasında Usul İşlemleri
Ticari alacak davalarında dava ve cevap dilekçeleri mahkemeye sunulduktan sonra yargılama sürecinin ikinci evresi olan ön inceleme ve tahkikat aşamasına geçilir. Ön inceleme duruşması, davanın usul yönünden değerlendirilip esasa etkili olan uyuşmazlık konularının tespit edildiği kritik bir aşamadır. Mahkeme bu duruşmada, dava şartlarının yerine getirilip getirilmediğini, tarafların ilk itirazlarını, delil listelerinin sunulup sunulmadığını ve dosyadaki şekli eksiklikleri denetler. Taraflar bu duruşmada iddia ve savunmalarını somutlaştırmak, uzlaşma ihtimalini değerlendirmek ve mahkemenin belirleyeceği yargılama planına uygun olarak davanın seyrini belirlemekle yükümlüdür. Ön incelemede anlaşmazlık konuları kesin olarak belirlenir ve bu çerçevede hangi delillerin toplanacağı, tanıkların kimler olacağı, bilirkişi ihtiyacı olup olmadığı tespit edilir. Bu aşamanın ardından başlayan tahkikat evresi ise, tarafların belirledikleri delillerin toplanması ve mahkemenin esas incelemeye geçerek kararını oluşturmasına zemin hazırlayan süreçtir. Bu dönemde tarafların sunduğu belgeler incelenir, gerekirse tanıklar dinlenir ve bilirkişi raporları talep edilir. Mahkeme tahkikat süresince her iki tarafın da haklarını eşit şekilde koruyacak şekilde yargılama yapar ve tarafların hukuki argümanlarını teknik delillerle desteklemelerini bekler. Bu nedenle özellikle ticari alacak davalarında ön inceleme ve tahkikat evresi, davanın kaderini belirleyecek niteliktedir. Eksik delil sunulması ya da süreçte gerekli işlemlerin süresinde yapılmaması, hak kayıplarına yol açabilir.
7. Delillerin Toplanması ve Bilirkişi İncelemesi
Ticari alacak davalarında taraflarca sunulan belgelerin yeterli olmaması durumunda mahkeme, olayın aydınlatılması için re’sen veya talep üzerine bilirkişi incelemesine karar verebilir. Bilirkişi, mahkemenin belirlediği sorular çerçevesinde teknik analiz yaparak ticari ilişkideki hesap hareketlerini, fatura kayıtlarını, ödeme planlarını ve borcun varlığını tespit etmeye çalışır. Bilirkişi raporu, yargılamada mahkeme hakiminin kararına doğrudan etki edecek güçte bir teknik kanıttır. Özellikle muhasebe, finans, ticaret veya sanayi alanında uzman kişilerden oluşturulan bilirkişi heyeti, taraflar arasındaki ticari ilişkiyi somut verilerle değerlendirerek hangi tarafın haklı olduğunu ortaya koyar. Taraflar, bilirkişi raporuna itiraz etme hakkına sahiptir. Bu durumda ek rapor talep edilebilir veya yeni bir bilirkişi atanabilir. Ancak mahkeme, nihai kararını verirken bilirkişi raporunu esas alabileceği gibi, başka delillerle birlikte değerlendirerek da farklı bir sonuca da ulaşabilir. Bu süreçte ticari defterler, banka dökümleri, yazılı sözleşmeler, cari hesap mutabakatları gibi belgeler delil niteliği taşıyabilir ve bilirkişi tarafından doğrudan incelenir.
8. Hüküm ve İcra Aşamasına Geçiş
Tahkikat süreci tamamlandığında mahkeme, dosya üzerinden karar verir ve hüküm aşamasına geçilir. Mahkeme kararında borcun varlığı, tutarı, faizi, ödeme süresi, yargılama giderleri ve vekalet ücreti gibi unsurları değerlendirerek gerekçeli bir hüküm oluşturur. Hüküm, taraflara tebliğ edildikten sonra kanun yolları süreci başlar. Karara karşı istinaf veya temyiz yoluna başvurulabilir. Karar kesinleştiğinde artık hüküm icra edilebilir hale gelir ve kazanan taraf icra takibi başlatarak alacağını tahsil sürecine geçebilir. Özellikle ticari alacak davalarında icra takibi hızlı sonuç verebilmesi açısından çok sık başvurulan bir yöntemdir. Kesinleşen mahkeme kararı, ilamlı icra takibine dayanak oluşturur ve borçlu ödeme yapmadığı takdirde malvarlığına haciz işlemi uygulanabilir. Mahkeme hükmü ayrıca ticaret siciline işlenebilir ve borçlu şirketin sicil geçmişine etki eder.
9. Ticari Alacak Davalarında Teminat ve İhtiyati Haciz
Ticari alacak davalarında davacının dava süresi boyunca alacağını güvence altına alabilmesi için başvurabileceği etkili yollardan biri de ihtiyati haciz talebidir. İhtiyati haciz, mahkeme kararı ile borçlunun mallarının dava sonuna kadar geçici olarak alıkonulmasını sağlar. Bu yöntemle borçlu şirket, malvarlığını kaçırmadan önce davacı tarafından bloke ettirilmiş olur. İhtiyati haciz kararı alınabilmesi için davacının alacağının belirli, muaccel ve ciddi olduğunu belgelemesi gerekir. Mahkeme, bu kararı verirken davacıdan bir miktar teminat alınmasını isteyebilir. Bu teminat, davalı lehine doğabilecek zararları karşılamaya yöneliktir. İhtiyati haciz kararı icra daireleri aracılığıyla uygulanır ve borçlu tarafın menkul, gayrimenkul, banka hesapları gibi varlıklarına el konulabilir. Bu yöntem, özellikle alacaklının tahsilat riskini minimize ettiği gibi, borçlunun uzlaşmaya daha sıcak bakmasını da sağlar. Ticari hayatın hızına uygun olarak bu tür önleyici yasal yollar, alacağın korunmasında önemli bir avantaj sağlar.
🏛️ İlgili Resmi Kurumlar
- T.C. Adalet Bakanlığı
- Türkiye Barolar Birliği
- UYAP Vatandaş Portalı
- T.C. Ticaret Bakanlığı
- İcra ve İflas Dairesi Başkanlığı
Daha detaylı bilgi almak ve hukuki destek almak için FFK Partner Hukuk olarak sizlere profesyonel destek sağlıyoruz!




