
Şirket Yöneticisinin Gerçekte Olmayan Hizmetler İçin Ödeme Yapmasının Hukuki Sonuçları: 2026 Güncel Rehber
2 Eylül 2026
Şirket Ortağının Cari Hesabındaki Yüklü Borçlar Nasıl Tahsil Edilir? 2026 Güncel Rehber
2 Eylül 2026Şirket ortakları arasındaki uyuşmazlıklarda en sık karşılaşılan sorunlardan biri, şirketi yöneten veya banka hesapları üzerinde yetkisi bulunan ortağın şirket hesabından kendi kişisel hesabına para aktarması ve bu işlemlerin muhasebede “ortağa borç”, “ortak cari hesabı”, “ortaktan alacak”, “avans” veya benzeri açıklamalarla kaydedilmesidir. Özellikle şirket yönetiminin tek ortağın fiilî kontrolünde olduğu yapılarda, diğer ortak yıllar sonra şirket banka hareketlerini ve ticari defterleri incelediğinde milyonlarca liralık para çıkışlarının şirket tarafından ortağa verilmiş borç gibi gösterildiğini fark edebilir.
Ancak şirketten ortağa yapılan her para transferi hukuka aykırı değildir. Türk Ticaret Kanunu, belirli şartlar altında pay sahibinin şirkete borçlanabileceğini kabul etmektedir. Dolayısıyla hukuki incelemede asıl soru yalnızca “Şirketten ortağa para gönderilmiş mi?” değildir. Daha önemli olan, bu paranın hangi hukuki sebebe dayanarak verildiği, TTK’daki şartların bulunup bulunmadığı, işlemin gerçekten borç niteliğinde olup olmadığı, şirketin geri ödeme talep edip etmediği ve muhasebe kayıtlarının gerçek para hareketleriyle uyumlu olup olmadığıdır.
2026 itibarıyla TTK m.358 uyarınca pay sahipleri, sermaye taahhüdünden doğan vadesi gelmiş borçlarını ifa etmedikçe ve şirketin serbest yedek akçelerle birlikte kârı geçmiş yıl zararlarını karşılayacak düzeyde olmadıkça şirkete borçlanamaz. Aynı düzenleme TTK m.644’teki atıf nedeniyle limited şirketler bakımından da önem taşımaktadır.
Dolayısıyla “Ortağım, istediğim zaman şirketten borç alırım.” yaklaşımı hukuken doğru değildir.
Şirket Ortağının Şirketten Borç Para Alması Tamamen Yasak mı?
Hayır. Bu konuda en önemli yanlışlardan biri TTK m.358’in ortakların şirketten hiçbir koşulda para alamayacağı şeklinde yorumlanmasıdır.
Mevcut düzenleme mutlak bir yasak getirmemektedir. Kanundaki mali şartların dikkate alınması gerekir. TTK m.358’in güncel metninde, pay sahibinin vadesi gelmiş sermaye taahhüdü borçlarını yerine getirmiş olması ve şirketin serbest yedek akçelerle birlikte kârının geçmiş yıl zararlarını karşılayacak düzeyde bulunması şartları öne çıkmaktadır.
Bu nedenle bir şirket ortağının hesabına para gönderildiğinin görülmesi tek başına:
“Ortak şirket parasını kaçırmıştır.”
sonucuna ulaşmak için yeterli değildir.
Öncelikle transferin gerçek hukuki sebebi belirlenmelidir.
Şirketten Ortağa Yapılan Her Ödeme Borç Sayılır mı?
Hayır.
Şirketten ortağa para gönderilmesinin birçok farklı hukuki sebebi bulunabilir.
Örneğin şirket ortağa daha önce şirket için yaptığı belgeli masrafları ödüyor olabilir. Ortağın şirkete daha önce verdiği gerçek bir borç geri ödeniyor olabilir. Usulüne uygun şekilde doğmuş bir ücret, huzur hakkı, kâr payı veya başka bir alacak söz konusu olabilir.
Buna karşılık şirketten çıkan paranın gerçek bir hukuki dayanağı bulunmamasına rağmen işlem sonradan:
“Ortağa borç verildi.”
şeklinde muhasebeleştirilmiş olabilir.
İşte ortaklık davalarında kritik ayrım burada ortaya çıkar.
“Ortak Cari Hesabı” Kaydı Paranın Hukuka Uygun Çekildiğini Gösterir mi?
Tek başına hayır.
Muhasebede bir işlemin ortak cari hesabına kaydedilmiş olması, işlemin gerçek hukuki niteliğinin tartışılmasını engellemez.
Örneğin şirket banka hesabından ortağa:
3.000.000 TL
gönderilmiş olabilir.
Muhasebe kaydında bu tutar şirketin ortaktan alacağı olarak gösterilmiş olabilir.
İlk bakışta şirket ortağa 3 milyon TL borç vermiş gibi görünür.
Ancak uyuşmazlık çıktığında şu soruların cevaplandırılması gerekir:
Bu borç hangi tarihte verildi?
Borç verilmesine ilişkin şirket kararı var mı?
Borç hangi şartlarla verildi?
Vadesi var mı?
Faiz öngörülmüş mü?
Ortak borcu geri ödemiş mi?
Şirket yıllarca bu alacağı tahsil etmeye çalışmış mı?
Muhasebe kaydı para transferiyle aynı tarihte mi oluşturulmuş?
Yoksa ortaklık uyuşmazlığı çıktıktan sonra geçmiş kayıtlar değiştirilmiş mi?
Bu soruların cevapları işlemin gerçek niteliğini ortaya çıkarmada önemlidir.
Ortağın Kendisine Borç Verilmiş Gibi Para Çekmesi Nasıl Ortaya Çıkar?
Bu tür işlemlerin ortaya çıkarılmasında en güçlü yöntemlerden biri şirketin banka hareketleri ile ticari defter ve muhasebe kayıtlarının karşılaştırılmasıdır.
Örneğin banka hareketlerinde:
05.03.2024 – Şirket → Ortak X: 2.000.000 TL
18.07.2024 – Şirket → Ortak X: 1.500.000 TL
09.01.2025 – Şirket → Ortak X: 4.000.000 TL
14.06.2025 – Şirket → Ortak X: 3.000.000 TL
12.02.2026 – Şirket → Ortak X: 5.000.000 TL
görülmüş olabilir.
Toplam 15.500.000 TL şirketten ortağa aktarılmıştır.
Muhasebe kayıtlarında ise bu ödemelerin tamamı:
“Ortaklardan Alacaklar”
hesabında takip ediliyor olabilir.
Böyle bir durumda yalnızca muhasebe kaydına bakmak yeterli değildir. Paranın hangi şartlarla verildiği, geri ödeme bulunup bulunmadığı ve işlemlerin şirketin mali durumu ile uyumlu olup olmadığı incelenmelidir.
Ortak Yıllarca Borcunu Ödememişse Ne Olur?
Bu durum özellikle önemlidir.
Gerçek bir borç ilişkisinde şirketin ortağından bir alacağı bulunmaktadır. Dolayısıyla normal şartlarda alacağın geri ödenmesi beklenir.
Örneğin şirket ortağı 2022 yılında şirketten 5 milyon TL almış ve 2026 yılına gelindiğinde hiçbir ödeme yapmamış olabilir.
Bu süreçte:
borç için herhangi bir vade belirlenmemiş,
geri ödeme talebi yapılmamış,
faiz işletilmemiş,
borç sürekli büyümüş,
ortağa yeni paralar aktarılmış
olabilir.
Böyle bir tablo, işlemin gerçek niteliğinin daha ayrıntılı araştırılmasını gerektirir.
Ancak uzun süre tahsilat yapılmaması tek başına işlemin muvazaalı veya suç teşkil eden bir işlem olduğunu kanıtlamaz. Şirket ile ortak arasındaki ilişkinin bütünlüğü incelenmelidir.
Ortağın Borcu Her Yıl Artıyorsa Ne Yapılabilir?
Ortaklık davalarında özellikle birkaç yıllık ortak cari hesap hareketlerinin incelenmesi son derece önemlidir.
Örneğin:
2022 yıl sonu ortak borcu: 2 milyon TL
2023 yıl sonu ortak borcu: 5 milyon TL
2024 yıl sonu ortak borcu: 9 milyon TL
2025 yıl sonu ortak borcu: 14 milyon TL
2026 ara dönem ortak borcu: 20 milyon TL
şeklinde sürekli büyüyen bir alacak bulunabilir.
Bu durumda her para çıkışı ayrı ayrı tespit edilmelidir.
Şirketten ortağa yapılan ödemeler ile ortaktan şirkete yapılan geri ödemeler karşılaştırılmalıdır.
Böylece net borç miktarı ortaya çıkarılabilir.
Geçmiş Banka Hareketleri Mahkemeden İstenebilir mi?
Uyuşmazlıkla bağlantılı olması hâlinde şirket banka kayıtlarının yargılama sırasında delil olarak toplanması talep edilebilir.
Özellikle banka adı, hesap bilgileri, mümkünse IBAN ve incelenmesi istenen tarih aralığının somutlaştırılması talebin daha sağlıklı değerlendirilmesini sağlar.
Örneğin:
“Şirketin kuruluşundan bugüne Türkiye’deki bütün bankalardaki bütün hareketleri araştırılsın.”
şeklindeki çok geniş bir talepten ziyade uyuşmazlığın konusu ve dönemiyle bağlantılı somut talepler daha etkili olabilir.
Banka kayıtları geldikten sonra ticari defterler ve muhasebe kayıtlarıyla karşılaştırılması gerekir.
Ticari Defterler Mahkemede İncelenebilir mi?
Evet.
HMK m.222 uyarınca mahkeme ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. Ticari defterlerin delil niteliği bakımından da kanunda özel şartlar bulunmaktadır. Uygulamada ticari defter ve cari hesapların bilirkişi aracılığıyla incelenmesi ticari uyuşmazlıklarda önemli bir ispat yöntemidir.
Şirket ortağının borç hesabının araştırıldığı bir davada özellikle ortak cari hesapları, banka kayıtları, yevmiye kayıtları ve ilgili muhasebe belgelerinin birlikte değerlendirilmesi önem taşır.
Muhasebe Kaydı Sonradan Değiştirilmişse Nasıl Tespit Edilebilir?
Bu iddia ortaklık uyuşmazlıklarında sık karşılaşılan konulardan biridir.
Örneğin şirket hesabından ortağa yapılan 5 milyon TL’lik transfer ilk olarak farklı bir hesapta gösterilmiş, ortaklar arasında uyuşmazlık çıktıktan sonra ise kayıt “ortaktan alacak” şeklinde düzeltilmiş olabilir.
Böyle bir iddiada yalnızca mevcut muhasebe çıktısına bakmak yeterli olmayabilir.
E-defter kayıtları, yevmiye kayıtları, muhasebe fişleri, kayıt tarihleri, banka hareketleri, dönem kapanışları ve varsa bağımsız mali kayıtlar karşılaştırılabilir.
Özellikle banka kayıtlarının önemi burada ortaya çıkar. Muhasebe kaydının açıklaması değiştirilebilirken bankanın işlem tarihi, tutarı ve alıcı hesabı para hareketinin bağımsız izini oluşturabilir.
“Borç” Açıklamasıyla Havale Yapılması Yeterli midir?
Hayır.
Banka transfer açıklamasında:
“borç”
veya:
“ortağa borç”
yazılması işlemin hukuki niteliğini tek başına kesinleştirmez.
Aynı şekilde açıklamasız para transferi yapılması da otomatik olarak hukuka aykırılık anlamına gelmez.
Transfer açıklaması delillerden yalnızca biridir.
Asıl değerlendirme banka hareketi, muhasebe kaydı, şirket kararları, tarafların davranışları, geri ödemeler ve işlemin ekonomik amacı birlikte incelenerek yapılmalıdır.
Şirket Ortağı “Bu Para Benim Kâr Payımdı” Diyebilir mi?
Diyebilir; ancak bu savunmanın şirket kayıtlarıyla doğrulanması gerekir.
Şirket banka hesabında para bulunması, o paranın otomatik olarak ortakların dağıtılabilir kârı olduğu anlamına gelmez.
Şirket kasasındaki veya banka hesabındaki para şirket tüzel kişiliğinin malvarlığıdır.
Kâr payı dağıtımı ile şirketten borç alınması farklı hukuki işlemlerdir.
Dolayısıyla yıllarca “ortaktan alacak” olarak takip edilen milyonlarca liralık tutarın ortaklık uyuşmazlığı başladıktan sonra:
“Aslında bunlar benim kâr payımdı.”
şeklinde açıklanması hâlinde şirketin finansal tabloları, genel kurul kararları, kâr dağıtım kayıtları, vergi kayıtları ve ödeme tarihleri birlikte incelenmelidir.
“Şirkete Daha Önce Ben Para Vermiştim” Savunması Nasıl Araştırılır?
Bu savunma da uygulamada çok önemlidir.
Ortak gerçekten geçmiş yıllarda şirkete finansman sağlamış olabilir.
Örneğin ortak 2023 yılında kişisel hesabından şirkete 8 milyon TL göndermiş ve şirket 2025 yılında bunun 8 milyon TL’sini geri ödemiş olabilir.
Böyle bir durumda yalnızca:
“Şirket ortağa 8 milyon TL gönderdi.”
tespiti üzerinden usulsüz para çekildiği sonucuna varmak yanlış olabilir.
Önceki para hareketlerinin de araştırılması gerekir.
Bu nedenle şirketten ortağa yapılan transferlerin incelendiği dosyalarda yalnızca çıkışlar değil, ortağın geçmişte şirkete yaptığı girişler de incelenmelidir.
Ortak Şirkete Hiç Para Koymadığı Hâlde “Alacağımı Aldım” Diyorsa Ne Olur?
Bu durumda savunmanın dayanağı araştırılır.
Ortağın şirkete verdiğini ileri sürdüğü paranın:
hangi tarihte,
hangi banka hesabından,
ne kadar,
hangi açıklamayla
gönderildiği tespit edilebilir.
Şirket ticari defterlerinde ortağa borç kaydı bulunup bulunmadığı da incelenebilir.
Örneğin ortağın:
“Şirkete 10 milyon TL borç vermiştim.”
savunmasına rağmen şirket banka kayıtlarında böyle bir para girişi bulunmaması ve ticari defterlerde geçmiş döneme ait ortak alacağı görülmemesi, savunmanın değerlendirilmesinde önemli olabilir.
Ancak nakit ödeme veya başka bir hukuki işlem iddiası varsa bunun da ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
Şirket Parasını Kişisel Harcamalarda Kullanmak Borç Olarak Gösterilebilir mi?
Şirket ortağının kişisel kredi kartı, konut, araç, tatil veya başka kişisel giderlerinin şirket tarafından karşılandığı ve bunların muhasebede ortağın şirkete borcu olarak kaydedildiği durumlarla karşılaşılabilir.
Burada da her işlem kendi koşullarıyla değerlendirilmelidir.
Örneğin şirket ortağın kişisel kredi kartına 2 milyon TL ödeme yapmış ve bunu gerçekten ortağın şirkete olan borcu olarak kaydetmiş olabilir.
Ancak bu uygulamanın sürekli hâle gelmesi, borcun tahsil edilmemesi ve şirketin finansal durumunu olumsuz etkilemesi hâlinde TTK m.358 başta olmak üzere şirketler hukuku bakımından inceleme gerekebilir. TTK m.358’in mevcut metni pay sahibinin şirkete borçlanmasını belirli mali şartlara bağlamaktadır.
Limited Şirketlerde de Aynı Kural Uygulanır mı?
TTK m.644, anonim şirketlere ilişkin bazı hükümleri limited şirketlere de uygulanabilir hâle getirmektedir ve bu hükümler arasında şirkete karşı borçlanma yasağına ilişkin TTK m.358 de açıkça sayılmıştır.
Bu nedenle limited şirket ortağının:
“Biz limited şirketiz, ortak şirketten istediği kadar borç alabilir.”
şeklindeki yaklaşımı doğru değildir.
Somut işlemin TTK hükümleri ve şirketin mali durumu çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.
Diğer Ortaktan Habersiz Borç Alınması Hukuka Aykırı mı?
Bu sorunun cevabı şirket türüne, şirket sözleşmesine, yönetim ve temsil yapısına ve işlemin niteliğine göre değişebilir.
Şirket ortağının aynı zamanda müdür olması, banka hesabında tek başına işlem yapabilmesi veya internet bankacılığı yetkisinin bulunması önemlidir; ancak banka yetkisi ile şirket parasını kişisel amaçlarla kullanma hakkı aynı şey değildir.
Örneğin yüzde 50-yüzde 50 ortaklı limited şirkette müdür olan ortak tek başına banka işlemi yapmaya yetkili olabilir.
Bu yetki:
“Şirket hesabından kendime istediğim kadar para gönderebilirim.”
anlamına gelmez.
Yönetim ve temsil yetkisinin şirket menfaatleri ve kanuni yükümlülüklerle uyumlu kullanılması gerekir.
Yüzde 50 Ortak Şirket Parasının Yarısını Kendisine Alabilir mi?
Hayır.
Şirketin malvarlığı ortakların kişisel malvarlığı değildir.
Yüzde 50 ortaklık, şirket banka hesabındaki paranın yüzde 50’sinin doğrudan ortağa ait olduğu anlamına gelmez.
Aynı şekilde yüzde 100 pay sahibi olmak da şirket banka hesabını kişisel banka hesabına dönüştürmez.
Adalet Bakanlığı eğitim materyalinde de ticaret şirketlerinin tüzel kişiliği bulunduğundan şirkete ait malların ortaklar bakımından “başkasına ait mal” niteliğinde olduğu belirtilmektedir. Aynı materyalde paranın da güveni kötüye kullanma suçuna konu olabilecek mal kapsamında bulunduğu açıklanmaktadır.
Şirket Ortağının Kendisine Borç Verilmiş Gibi Para Çekmesi Suç Olabilir mi?
Somut olayın özelliklerine göre ceza hukuku incelemesi gündeme gelebilir; ancak her usulsüz olduğu ileri sürülen borç kaydı otomatik olarak suç oluşturmaz.
Örneğin şirket malvarlığını yönetme yetkisi bulunan kişinin, gerçekte borç ilişkisi bulunmamasına rağmen şirket parasını kendi hesabına aktardığı, daha sonra işlemleri borç verilmiş gibi gösterdiği ve şirket malvarlığını kendi yararına kullandığı iddia ediliyorsa güveni kötüye kullanma suçu yönünden değerlendirme yapılabilir.
TCK m.155’in açıklamasında, başkasına ait olup belirli şekilde kullanılmak üzere zilyetliği devredilen mal üzerinde devir amacı dışında kendisinin veya başkasının yararına tasarrufta bulunulması güveni kötüye kullanma kapsamında ele alınmaktadır. Adalet Bakanlığı eğitim materyali şirket mallarının ortak bakımından “başkasına ait” olduğunu da özellikle belirtmektedir.
Ancak ceza sorumluluğunun oluşması için suçun bütün kanuni unsurlarının somut olayda gerçekleşmesi gerekir.
Bir muhasebe uyuşmazlığı tek başına ceza mahkûmiyeti için yeterli değildir.
Gerçek Borç ile Şirket Parasını Kaçırma Arasındaki Fark Nasıl Belirlenir?
En önemli soru budur.
Gerçek bir borç işleminde genellikle işlemin hukuki ve mali izleri bulunur.
Buna karşılık şirket parasını kişisel malvarlığına aktarma amacıyla yaratıldığı iddia edilen işlemlerde şu tür göstergeler bir arada bulunabilir:
Ortağa sürekli yüksek tutarlı para aktarılması, borcun yıllarca geri ödenmemesi, vade bulunmaması, şirketin tahsilat girişiminde bulunmaması, ortağın borcunun sürekli artması, şirketin finansal sıkıntı yaşamasına rağmen para çıkışlarının devam etmesi, muhasebe kayıtlarının banka hareketleriyle uyumsuz olması veya kayıtların sonradan değiştirildiğinin ileri sürülmesi.
Ancak bunların her biri tek başına kesin ispat değildir.
Deliller birlikte değerlendirilmelidir.
Ortağın Çektiği Parayla Ev veya Araç Aldığı Tespit Edilirse Ne Olur?
Paranın nihai kullanım alanı uyuşmazlığın ispatında önemli olabilir.
Örneğin:
Şirket → Ortak: 8.000.000 TL
transferinden iki gün sonra:
Ortak → Gayrimenkul Satıcısı: 7.800.000 TL
transferi bulunabilir.
Ortak daha sonra:
“Şirket bana borç vermişti.”
savunmasında bulunabilir.
Bu durumda şirketten çıkan para ile taşınmaz alımı arasındaki bağlantı belirlenmiş olur; ancak yine de borç işleminin hukuken geçerli olup olmadığı ayrıca araştırılmalıdır.
Para zinciri işlemin ekonomik amacını anlamada güçlü bir delil olabilir fakat tek başına bütün hukuki sonucu belirlemez.
Ortağın Eşine veya Yakınına Para Gönderilmişse Ne Olur?
Bazı durumlarda para doğrudan ortağa gönderilmeyebilir.
Örneğin:
Şirket → Ortağın Eşi
Şirket → Ortağın Kardeşi
Şirket → Ortağın Kontrolündeki Başka Şirket
şeklinde transferler bulunabilir.
Muhasebede ise bu ödemeler ortağın borç hesabına yazılmış olabilir.
Bu durumda alıcı ile şirket arasındaki gerçek hukuki ilişki araştırılmalıdır.
Özellikle paranın daha sonra ortağa veya ortağın kişisel borçlarına yönlendirilmesi hâlinde para akışının tamamının incelenmesi önemlidir.
Şirket Ortağı Borcunu Sonradan Geri Öderse Ne Olur?
Geri ödeme son derece önemli bir olgudur ancak her durumda geçmiş işlemin bütün hukuki sonuçlarını otomatik olarak ortadan kaldırmaz.
Örneğin ortak şirketten 10 milyon TL almış ve üç yıl sonra 10 milyon TL’yi geri ödemiş olabilir.
Bu durumda şirketin üç yıl boyunca parasından mahrum kalmasının ekonomik sonuçları, varsa faiz, finansman maliyeti ve şirketin uğradığını ileri sürdüğü diğer zararlar ayrıca tartışılabilir.
Buna karşılık gerçek bir borç ilişkisinin bulunması ve borcun sözleşmeye uygun biçimde geri ödenmesi, işlemin değerlendirilmesini doğal olarak önemli ölçüde değiştirecektir.
Şirket Zararının Tazmini İstenebilir mi?
Somut olayda yöneticinin kanundan veya esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlu biçimde ihlal ederek şirkete zarar verdiği ispatlanırsa TTK m.553 kapsamındaki yönetici sorumluluğu gündeme gelebilir.
TTK m.553, kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının kanundan ve esas sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal etmeleri hâlinde verdikleri zarardan sorumluluğunu düzenlemektedir.
Limited şirketlerde de TTK m.644’ün açık atfı nedeniyle TTK m.553 kapsamındaki sorumluluk hükümleri önem taşımaktadır.
Dolayısıyla şirketten kendisine para aktaran ortak aynı zamanda şirket yöneticisi veya müdürü ise olay yalnızca “ortağın şirkete borcu” açısından değil, yönetici sorumluluğu açısından da değerlendirilebilir.
Diğer Ortak Paranın Kendi Payına Düşen Kısmını İsteyebilir mi?
Şirket zararı ile ortağın kişisel zararı birbirinden ayrılmalıdır.
TTK m.555’e göre şirketin uğradığı zararın tazminini şirket ve her bir pay sahibi isteyebilir; ancak pay sahibi tazminatın şirkete ödenmesini talep eder.
Örneğin yüzde 50 ortaklı bir şirkette diğer ortağın şirketten 20 milyon TL çektiği ileri sürülüyorsa:
“Ben yüzde 50 ortağım, 10 milyon TL doğrudan bana ödensin.”
sonucu otomatik olarak doğmaz.
Eğer doğrudan zarar şirket tüzel kişiliğinin malvarlığında meydana gelmişse talebin buna uygun kurulması gerekir.
Bilirkişi İncelemesinde Hangi Sorular Sorulmalıdır?
Bu tür davalarda bilirkişi incelemesinin yalnızca:
“Şirket defterlerini inceleyin.”
şeklinde genel bırakılması yerine uyuşmazlığın mali boyutuna odaklanan somut sorular hazırlanması daha etkili olabilir.
Örneğin 2021-2026 arasında şirketten ortağa yapılan toplam transfer miktarı belirlenebilir. Ortağın aynı dönemde şirkete yaptığı ödemeler tespit edilebilir. Net ortak borcu hesaplanabilir. Muhasebe kayıtları banka hareketleriyle karşılaştırılabilir. Borç kayıtlarının hangi tarihlerde oluşturulduğu incelenebilir. Geri ödeme bulunup bulunmadığı araştırılabilir. Kâr payı, ücret, masraf iadesi veya gerçek ortak alacağı niteliğindeki ödemeler ayrıştırılabilir.
Mahkemeler ticari davalarda ticari defterlerin ibrazına karar verebilir ve teknik muhasebe meselelerinde bilirkişi incelemesinden yararlanabilir. Adalet Bakanlığının ticari uyuşmazlıklara ilişkin materyallerinde de HMK m.222 kapsamında ticari defter incelemesi ve teknik konularda bilirkişi değerlendirmesinin önemi ortaya konulmaktadır.
2026’da En Güçlü İspat Yöntemi Nedir?
En güçlü yöntem tek bir muhasebe kaydına değil, bütün para akışına bakmaktır.
Örneğin şu zincir kurulabilir:
Şirket banka hesabı → Ortak hesabı → Kişisel harcama
ardından:
Şirket muhasebesi → Ortaktan alacak kaydı
ve sonrasında:
Yıllarca geri ödeme yok → Borç sürekli büyüyor.
Buna şirket kararlarının bulunmaması, şirketin mali durumunun elverişsiz olması, borcun tahsil edilmemesi ve benzer işlemlerin yıllarca tekrar etmesi gibi başka olgular eklenebilir.
Bunun karşısında ortak geçmiş yıllarda şirkete ciddi miktarda finansman sağladığını, söz konusu ödemelerin kendi alacağının geri verilmesi olduğunu banka kayıtları ve ticari defterlerle ispatlayabilir.
Bu nedenle doğru inceleme yalnızca:
“Şirketten ortağa ne kadar para çıktı?”
sorusunu değil:
“Şirket ile ortak arasındaki bütün para hareketlerinin net sonucu nedir ve her transferin hukuki sebebi nedir?”
sorusunu cevaplandırmalıdır.
Ankara, İstanbul, İzmir, Mersin ve Bursa’da Ortak Cari Hesap Uyuşmazlıkları
Ankara, İstanbul, İzmir, Mersin ve Bursa başta olmak üzere Türkiye genelinde özellikle aile şirketlerinde, yüzde 50-yüzde 50 ortaklıklarda ve şirket yönetiminin ortaklardan yalnızca birinin kontrolünde olduğu yapılarda ortak cari hesabı önemli bir uyuşmazlık alanıdır.
Şirket ortağının yıllarca şirketten para çekmesi, bu tutarların muhasebede borç olarak gösterilmesi ve borcun tahsil edilmemesi hâlinde yalnızca cari hesap bakiyesine bakılması yeterli değildir.
Banka hareketleri, ticari defterler, geçmiş yıllardaki şirket finansmanı, kâr dağıtımları, ortağın şirkete yaptığı ödemeler ve şirketten ortağa yapılan transferlerin tamamı birlikte incelenmelidir.
FFK PARTNER HUKUK VE DANIŞMANLIK Açısından Şirketten Ortağa Borç İşlemlerinin İncelenmesi
FFK PARTNER HUKUK VE DANIŞMANLIK açısından şirket ortağının kendisine borç verilmiş gibi şirketten para çektiği iddiasının bulunduğu uyuşmazlıklarda yalnızca “ortak cari hesabı” dökümünün incelenmesi yeterli değildir.
Av. Arb. Fırat Fesih Kaya tarafından bu tür ortaklık uyuşmazlıklarının değerlendirilmesinde özellikle şirket banka hesapları + ortağın banka hareketleriyle bağlantılı transferler + ticari defterler + ortak cari hesapları + şirket kararları + geçmiş yıllardaki finansman hareketleri + geri ödemeler birlikte ele alınmalıdır.
Örneğin şirket kayıtlarında ortağın 15 milyon TL borcu görünüyor olabilir. Ancak banka incelemesinde ortağın geçmiş yıllarda şirkete 12 milyon TL finansman sağladığı ortaya çıkabilir.
Başka bir dosyada ise ortağın 20 milyon TL borçlu görünmesine rağmen hiçbir geri ödeme yapmadığı, şirketin alacağı tahsil etmek için hiçbir işlem gerçekleştirmediği ve paranın ortağın kişisel taşınmaz ve araç alımlarında kullanıldığı iddia edilebilir.
Bu iki olayın hukuki sonucu aynı değildir.
Bu nedenle şirketten ortağa para aktarılması davalarında amaç yalnızca transferleri bulmak değil, gerçek borç ilişkisi ile şirket malvarlığının hukuka aykırı biçimde kişisel kullanıma geçirilmesi iddiasını birbirinden ayırmaktır.
Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
1. Şirket ortağı şirketten borç para alabilir mi?
TTK m.358 ortakların şirkete borçlanmasını tamamen yasaklamamakta, bunu belirli mali şartlara bağlamaktadır. Ortağın vadesi gelmiş sermaye taahhüdü borcu ve şirketin serbest yedek akçelerle birlikte kârının geçmiş yıl zararlarını karşılayıp karşılamadığı özellikle önemlidir.
2. Limited şirket ortağı da şirkete borçlanma yasağına tabi midir?
Evet. TTK m.644, şirkete karşı borçlanma yasağına ilişkin TTK m.358 hükmünün limited şirketlerde de uygulanacağını düzenlemektedir.
3. Muhasebede “ortaktan alacak” yazması işlemi hukuka uygun hâle getirir mi?
Hayır. Muhasebe kaydı önemli olmakla birlikte işlemin gerçek hukuki sebebi, banka hareketleri, geri ödemeler ve diğer şirket kayıtlarıyla birlikte araştırılmalıdır.
4. Ortağın yıllardır ödemediği borç geri alınabilir mi?
Somut alacağın hukuki niteliği, muacceliyet ve zamanaşımı başta olmak üzere ilgili şartlar incelenerek şirket alacağının tahsili için hukuki yollara başvurulması değerlendirilebilir.
5. Ortağın geçmiş banka hareketleri incelenebilir mi?
Uyuşmazlıkla bağlantılı somut banka kayıtlarının yargılama kapsamında toplanması talep edilebilir. Talebin ilgili hesap, dönem ve işlem bağlantısı bakımından somutlaştırılması önemlidir.
6. Yüzde 50 ortak şirket hesabındaki paranın yarısını çekebilir mi?
Hayır. Şirket malvarlığı şirket tüzel kişiliğine aittir. Yüzde 50 pay sahibi olmak banka hesabındaki paranın yarısının doğrudan ortağa ait olduğu anlamına gelmez.
7. Ortağın şirketten aldığı parayla ev veya araç aldığı tespit edilirse ne olur?
Bu durum para akışının nihai kullanımını gösterebilir ve önemli bir delil olabilir. Ancak borç işleminin geçerliliği ve hukuki sorumluluk diğer delillerle birlikte değerlendirilmelidir.
8. Şirketten borç gibi para çekmek suç oluşturabilir mi?
Gerçekte borç bulunmadığı, şirket malvarlığının yönetim yetkisi kullanılarak kişinin kendi veya başkasının yararına geçirildiği iddiası varsa olayın TCK m.155 kapsamında değerlendirilmesi gündeme gelebilir. Ancak her ortak cari hesap uyuşmazlığı otomatik olarak suç değildir.
9. Diğer ortak şirket zararının tazminini isteyebilir mi?
TTK m.555 uyarınca şirketin uğradığı zararın tazminini şirket ve her pay sahibi isteyebilir; pay sahibi tazminatın şirkete ödenmesini talep eder.
10. Bu davalarda en önemli deliller nelerdir?
Şirket banka hareketleri, ortak cari hesapları, ticari defterler, muhasebe fişleri, şirket kararları, ortağın şirkete yaptığı geçmiş ödemeler, geri ödeme kayıtları ve paranın nihai kullanımını gösteren belgeler en önemli deliller arasındadır.
Uzman Hukuki Destek
Şirket ortağının kendisine borç verilmiş gibi şirketten para çektiği iddiasında, yalnızca muhasebedeki ortak cari hesap bakiyesine bakılması yeterli değildir. Şirketin geçmiş banka hareketlerinin çıkarılması, ortağın şirkete yaptığı önceki ödemelerin belirlenmesi, şirketten ortağa aktarılan tutarların sınıflandırılması, geri ödemelerin tespit edilmesi, ticari defterlerin incelenmesi ve şirketin gerçek zararının hesaplanması gerekir.
Hak kaybı yaşamamak için uzman desteği şarttır. Ankara, İstanbul ve İzmir başta olmak üzere Mersin, Bursa ve Türkiye genelinde şirket ortaklığı uyuşmazlıkları, ortak cari hesapları, şirketten ortağa para transferleri, yönetici sorumluluğu ve şirket zararlarının tahsili konularında FFK PARTNER HUKUK VE DANIŞMANLIK olarak profesyonel hukuki destek sunuyoruz.
Adres: Mevlana Bulvarı No:221, Yıldırım Tower, Balgat, Çankaya / Ankara
Hemen Ara: 0312 434 22 22
WhatsApp: 0532 769 22 22
E-posta: ffk@ffkpartnerhukuk.com.tr
Bu makale genel bilgilendirme amaçlı olup, herhangi bir hak kaybına uğramamak adına kendi özel durumunuz için avukatınıza danışmanızı tavsiye ederiz.




