
Anlaşmalı boşanma nasıl açılır?
5 Mayıs 2025
Tek celsede boşanma mümkün mü?
5 Mayıs 20251. Çekişmeli Boşanma Davasının Hukuki Tanımı ve Temel Özellikleri
Çekişmeli boşanma davası, evlilik birliğini sona erdirmek isteyen eşlerden en az birinin, diğer eşin boşanma talebine karşı çıktığı ya da boşanma konusunda anlaşma sağlanamayan konuların (velayet, nafaka, tazminat, mal paylaşımı vb.) bulunduğu durumlarda açılan ve mahkeme kararıyla sonuca bağlanan boşanma türüdür. Türk Medeni Kanunu’nun 161 ile 166. maddeleri arasında düzenlenen genel ve özel boşanma sebepleri çerçevesinde açılır. Bu tür davalarda mahkeme, taraflar arasında yaşanan olayları delillerle değerlendirir, tanıkları dinler ve boşanmaya sebep olan olayların evlilik birliğini temelinden sarsacak nitelikte olup olmadığını inceler. Anlaşmalı boşanmanın aksine, çekişmeli boşanma sürecinde tarafların her konuda uzlaşması gerekmediğinden dava daha uzun sürer, delillendirme zorunluluğu doğar ve çoğu zaman profesyonel hukuki destekle yürütülmesi gerekir. Bu davalar genellikle evlilikte yaşanan şiddet, aldatma, hakaret, ilgisizlik, ekonomik baskı, kişilik çatışmaları gibi ciddi sorunların birikmesi sonucu açılır ve taraflar birbirlerini ağır kusurlarla suçlar. Yargılamada amaç, bu iddiaların gerçekliğinin ortaya konulması ve boşanma sonucunda doğacak hakların adil şekilde dağıtılmasıdır. Dolayısıyla çekişmeli boşanma davaları sadece evlilik ilişkisinin sona ermesi değil, aynı zamanda çocukların geleceği, tarafların mali güvenceleri ve kişisel haklarının korunması açısından da son derece hayati davalardır. Yargılama sırasında eşlerin avukatları delillerin toplanmasını sağlar, tanıkların dinlenmesini talep eder ve mahkemenin kanaatini kendi lehlerine çevirecek hukuki stratejiler geliştirir. Bu nedenle çekişmeli boşanma, yalnızca bir hukuk davası değil; aynı zamanda hak, emek, onur ve gelecek mücadelesidir. Her bir delil, her bir ifade ve her bir hukuki argüman, davanın seyrini belirler. Özellikle eşler arasında geçmişte yaşanmış olayların değerlendirilmesi, boşanmanın temel sebebini oluşturan kusur dağılımının belirlenmesi açısından çok önemlidir. Çünkü mahkeme, sadece boşanma kararı vermekle kalmaz; aynı zamanda hangi eşin ne ölçüde kusurlu olduğunu da hükme bağlar. Bu da tazminat, velayet, nafaka gibi sonuçlara doğrudan etki eder. Bu nedenle çekişmeli boşanma davaları profesyonel destek gerektiren, duygusal boyutu yüksek ama aynı zamanda titizlikle yürütülmesi gereken bir hukuk sürecidir.
2. Genel ve Özel Boşanma Sebeplerinin Belirlenmesi
Çekişmeli boşanma davalarının temel dayanağını, Türk Medeni Kanunu’nun 161 ila 166. maddelerinde düzenlenen genel ve özel boşanma sebepleri oluşturur. Bu sebeplerin belirlenmesi, davanın hem kabul edilmesi hem de eşler arasındaki kusur oranlarının tespiti açısından hayati önem taşır. Genel boşanma sebebi olarak düzenlenen “evlilik birliğinin temelinden sarsılması” (TMK m.166/1) en yaygın kullanılan gerekçedir. Bu maddede, eşler arasında ciddi geçimsizlik, sürekli tartışma, güven kaybı, ortak hayatın çekilmez hale gelmesi gibi soyut kavramlar üzerinden somut olaylarla ispat gerekliliği vardır. Mahkemeler, bu tür davalarda olayları değerlendirirken, evliliğin artık sürdürülemez olduğunu gösteren durumlara odaklanır. Örneğin, uzun süreli ilgisizlik, duygusal şiddet, hakaret, alaycı davranışlar, sosyal yaşamı engelleme, sürekli küçük düşürme gibi davranışlar tek başına bile boşanma sebebi olabilir. Özel boşanma sebepleri ise TMK 161-165 arasında açıkça sayılmıştır ve bunlar zina, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış, suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme, terk ile akıl hastalığı gibi durumları kapsar. Bu özel sebeplerin varlığı halinde mahkeme, boşanmayı daha hızlı karara bağlama eğilimindedir. Ancak bu iddiaların da mutlaka güçlü ve somut delillerle ispatlanması gerekir. Özellikle zina ve şiddet gibi konular, sadece tanık beyanlarıyla değil; mesaj kayıtları, hastane raporları, güvenlik kamera görüntüleri gibi belgelerle desteklenmelidir. Aksi halde mahkeme tarafından yetersiz delil gerekçesiyle dava reddedilebilir. Davayı açan tarafın, hangi sebeplere dayanarak boşanma talep ettiğini açıkça belirtmesi ve buna göre dava dilekçesi hazırlaması çok önemlidir. Her bir boşanma sebebi, kendine özgü usul kuralları ve ispat yükümlülükleri içerir. Örneğin terk sebebine dayanılacaksa, eşin evi hangi tarihte terk ettiği, geri dönmeye çağrılıp çağrılmadığı ve bu sürenin altı ayı aşıp aşmadığı ispat edilmelidir. Bu detaylar, davanın kabul edilip edilmeyeceğini belirleyecek kadar önemlidir. Ayrıca bazı durumlarda genel ve özel boşanma sebepleri bir arada da ileri sürülebilir. Örneğin hem sadakatsizlik hem de ortak hayatın çekilmez hale gelmesi birlikte iddia edilebilir. Ancak bu durumda her sebebin kendi ispat mekanizması uygulanır. Yani mahkeme, her bir iddiayı ayrı ayrı değerlendirmek zorundadır. Dolayısıyla dava dilekçesinde hangi boşanma sebebine dayandığını ve bu sebebin hangi olaylarla desteklendiğini açıkça belirtmek gerekir. Aksi halde dava süreci uzar, deliller etkisizleşir ve mahkeme kararında istenmeyen sonuçlar doğabilir. Özellikle boşanma sonrası tazminat ve velayet gibi konularda kusur belirlemesi doğrudan etkili olacağı için boşanma sebebinin doğru ve eksiksiz belirlenmesi, davanın kaderini değiştirebilir.
3. Evlilik Birliğinin Temelden Sarsıldığına Dair Değerlendirme Kriterleri
Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinde yer alan “evlilik birliğinin temelinden sarsılması” hükmü, çekişmeli boşanma davalarında en çok başvurulan genel boşanma sebebidir. Bu hüküm oldukça geniş ve yoruma açık bir çerçevede düzenlenmiştir; çünkü her evlilik birliğinin dinamiği, taraflar arasındaki ilişki yapısı ve yaşanan sorunlar birbirinden farklıdır. Bu nedenle mahkemeler, bu hükme dayanılarak açılan boşanma davalarında somut olaylara odaklanmakta ve evliliğin gerçekten sürdürülemez hale gelip gelmediğini tarafların beyanları, deliller ve tanık anlatımları ışığında değerlendirmektedir. Mahkemeler için önemli olan, evlilik birliğinin taraflar açısından çekilmez bir hale gelip gelmediğidir; yani aralarındaki bağın tamamen kopması, güven duygusunun yitirilmesi, ortak yaşamın manevi yük haline gelmesi, evlilikten beklenen amaçların ortadan kalkması gibi durumlar bu kapsamda ele alınır.
Özellikle evlilikte sürekli yaşanan hakaret, aşağılama, ilgisizlik, kıskançlık, cinsel soğukluk, ekonomik şiddet, aile içi baskılar gibi davranışlar mahkeme nezdinde evlilik birliğini sarsan olgular olarak değerlendirilir. Bu davranışların ispat edilmesi için tanık ifadeleri, mesajlaşmalar, sosyal medya paylaşımları, ses kayıtları, video görüntüleri, hastane ve psikiyatri raporları gibi çeşitli deliller kullanılabilir. Her olayın kendi içinde değerlendirilmesi esastır. Örneğin bir eşin diğer eşe karşı sürekli küçümseyici tavırlar içinde olması, sürekli başka biriyle kıyaslaması ya da psikolojik baskı kurması, evlilikte güven ve saygının ortadan kalktığını gösterebilir. Yine cinsel birlikteliğin çok uzun süre kesilmesi ve bu durumun karşılıklı bir uzlaşmayla değil, bir tarafın reddiyle ortaya çıkması da boşanma sebebi sayılır.
Bunun yanında, eşlerin ortak yaşamı sürdürememesi, çocukların bakımını birlikte üstlenememeleri, ev içinde sürekli bir gerilim ortamının hakim olması gibi faktörler de mahkemece dikkate alınır. Ancak unutulmamalıdır ki, mahkemeler yalnızca olayların varlığına değil, bu olayların evliliği gerçekten sarsacak düzeyde olup olmadığına da bakar. Örneğin küçük tartışmalar, geçici öfke patlamaları ya da ev içindeki sıradan anlaşmazlıklar, tek başına boşanma kararı verilmesine neden olmaz. Bu nedenle davayı açan tarafın yaşanan olayları kronolojik bir biçimde, detaylı ve tutarlı bir anlatımla ortaya koyması gerekir. Aynı zamanda bu olayların karşılıklı olup olmadığı da önemlidir. Çünkü mahkeme kusur oranlarını belirlerken her iki tarafın davranışlarını karşılaştırır. Eğer tarafların her ikisi de evliliği sürdürülemez hale getiren davranışlar sergilemişse, boşanma kararı verilse bile bu durum tazminat ve velayet gibi sonuçları etkileyebilir.
Bazı durumlarda eşlerden biri “artık eşimi sevmiyorum” gibi duygusal gerekçelerle boşanmak istediğini belirtebilir. Ancak tek başına sevgisizlik ya da alışkanlığın kaybolması, evliliğin temelinden sarsıldığına dair yeterli bir gerekçe olarak kabul edilmez. Mahkemeler, daha çok somut davranışlara, evlilikteki huzurun ne ölçüde bozulduğuna ve sosyal çevreyle birlikte yaşanan olaylara odaklanır. Bu bağlamda özellikle tanıkların anlatımları çok büyük önem taşır. Aile bireyleri, komşular, arkadaşlar, iş arkadaşları gibi şahısların gözlemleri, mahkemeye olayların ciddiyetini aktarabilir. Tanıkların beyanları tutarlı, ayrıntılı ve doğrudan gözleme dayalı olduğunda, mahkeme kanaatini etkileyebilir.
Sonuç olarak, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı iddiası, soyut bir söylemden ibaret olmamalı; aksine delillere dayalı, mantıklı, tutarlı ve gerekçeli bir şekilde ortaya konulmalıdır. Aksi halde dava reddedilebilir ve taraflar boşanma kararı almakta zorluk yaşar. Bu nedenle avukat desteğiyle hazırlanacak kapsamlı bir dava dilekçesi, olayların sistemli biçimde sunulması ve güçlü tanık anlatımları, çekişmeli boşanma davasında başarılı bir sonuç elde edilmesi için büyük önem taşır.
4. Eşe Karşı Şiddet, Hakaret ve Kötü Muamele Davaya Nasıl Etki Eder?
Çekişmeli boşanma davalarında mahkeme tarafından en ciddiyetle ele alınan ve genellikle boşanma kararının verilmesinde doğrudan etkili olan faktörlerden biri, eşe karşı uygulanan fiziksel, psikolojik ya da ekonomik şiddettir. Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinde belirtilen “evlilik birliğinin temelinden sarsılması” kavramı içerisinde yer alan bu tür davranışlar, eşin kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğu için yalnızca boşanmayı haklı kılmaz; aynı zamanda maddi ve manevi tazminat taleplerinin değerlendirilmesinde de önemli rol oynar. Uygulamada sıkça görülen, tokat atmak, itmek, eşyanın fırlatılması, tehditkar konuşmalar, bağırmak, aşağılama, alay etme, kişinin sosyal hayatını kısıtlama, ailesiyle görüşmesini engelleme gibi fiiller, hem boşanma davası açmak için yeterli gerekçe oluşturur hem de kusur oranını önemli ölçüde belirler. Bu davranışlar, evlilik içindeki dengeyi bozan, ortak yaşamı çekilmez kılan ve duygusal yıkıma neden olan şiddet biçimleridir.
Mahkemeler bu tür vakalarda, iddiaların doğruluğunu somut delillerle ortaya koyan eşin lehine karar verme eğilimindedir. Özellikle darp raporları, psikiyatri uzmanı görüşleri, karakol tutanakları, tanık beyanları, mesaj kayıtları, video veya ses kayıtları gibi kanıtlar, şiddet iddialarını destekleyen önemli belgeler arasında yer alır. Bu delillerin eksik ya da çelişkili olması, mahkemenin kanaatini zayıflatabilir. Ancak ciddi delillerin sunulması halinde, şiddet uygulayan eş hem ağır kusurlu sayılır hem de diğer eş lehine manevi tazminata mahkum edilebilir. Ayrıca bu gibi durumlarda eşe karşı şiddet yalnızca boşanma sebebi olarak değil; aynı zamanda Türk Ceza Kanunu kapsamında suç teşkil eden bir fiil olarak da değerlendirilir. Dolayısıyla şiddet iddiaları, çoğu zaman boşanma davasıyla birlikte ya da ondan bağımsız olarak savcılığa yapılan suç duyurularıyla cezai soruşturmaya da konu olur.
Şiddetin bir diğer önemli boyutu da psikolojik şiddettir. Eşine sürekli olarak değersizlik hissettiren, onu küçük gören, özgüvenini zedeleyen, sosyal hayatını baskı altına alan ya da onun yaşam alanını kısıtlayan davranışlar da fiziksel şiddet kadar etkili boşanma sebebidir. Mahkemeler, psikolojik şiddet konusunda daha dikkatli değerlendirme yapar çünkü bu tür davranışlar çoğu zaman fiziksel iz bırakmaz ve ispatı daha zordur. Ancak bu alanda tanık beyanları, psikolojik danışman raporları, hastane kayıtları ya da yazılı-iletişim içerikleri (e-posta, WhatsApp mesajları) mahkemenin kararını etkileyecek güçlü kanıtlar olabilir. Psikolojik şiddet uygulayan eş, kusurlu kabul edilerek boşanma kararında aleyhine hüküm verilebilir.
Hakaret ve kötü muamele de şiddet kategorisinde değerlendirilir. Eşlerden birinin sürekli olarak diğerine hakaret etmesi, aşağılayıcı sözler sarf etmesi, onun ailesine veya kökenine yönelik küçümseyici ifadeler kullanması, hem Türk Medeni Kanunu’na hem de Türk Ceza Kanunu’na aykırı eylemlerdir. Bu durum hem boşanma davasında ağır kusur kabul edilir hem de hakarete uğrayan eşin kişilik haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle manevi tazminat talep etme hakkı doğar. Özellikle hakaretin aleni şekilde yapılması, tanık huzurunda gerçekleşmesi ya da sosyal medya aracılığıyla yapılması durumunda mahkemeler bu eylemleri çok daha ağır değerlendirir.
Ekonomik şiddet ise evlilik birliği içerisinde bir eşin diğer eş üzerinde maddi baskı kurması, parasal kaynakları kısıtlaması, geçim için gerekli harcamaları engellemesi veya eşin çalışmasını sistematik şekilde engellemesi biçiminde ortaya çıkar. Bu da mahkemeler nezdinde evliliğin sarsılmasına neden olan ciddi bir kusur türüdür. Ekonomik şiddet, özellikle ev hanımı olan eşlerin dava açma motivasyonunu doğrudan etkileyen bir faktördür çünkü bu durum onların hem maddi hem de sosyal bağımsızlıklarını yok sayan bir yaklaşımdır.
Sonuç olarak, eşe karşı uygulanan her türlü şiddet, hakaret ve kötü muamele, çekişmeli boşanma davasında doğrudan boşanma sebebi sayılır. Bu eylemler sadece evliliği bitiren etkenler olarak değil; aynı zamanda davadaki tazminat, nafaka ve velayet gibi sonuçları da belirleyen temel parametreler olarak değerlendirilir. Şiddete uğrayan eşin bu olayları mümkün olan en kısa sürede belgeleyerek ve hukuki danışmanlık alarak yargıya taşıması, hem bireysel haklarını koruması hem de sağlıklı bir boşanma süreci yürütebilmesi açısından son derece önemlidir.
5. Zina, Sadakatsizlik ve Güven İhlali Gibi Özel Boşanma Sebepleri
Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesinde açıkça düzenlenen zina, yani eşlerden birinin evlilik birliği devam ederken sadakat yükümlülüğünü ihlal ederek üçüncü bir kişiyle cinsel ilişkide bulunması, boşanma davasında özel ve mutlak bir boşanma sebebidir. Zina, kusurun en ağır biçimi olarak kabul edilir ve ispatlandığı takdirde zina yapan eşin boşanma davası açma hakkı ortadan kalkar; yalnızca diğer eşin boşanma talebi kabul edilir. Bunun yanı sıra mahkemeler, zinayı kusur dağılımında en ağır gerekçe olarak kabul eder ve bu durum, maddi ve manevi tazminat, nafaka ve velayet gibi tüm kararları doğrudan etkiler. Zina iddiasında bulunan eş, bu iddiasını mutlaka açık, kesin ve inandırıcı delillerle ispatlamak zorundadır. Delil olarak otel kayıtları, sosyal medya yazışmaları, özel dedektif raporları, tanık beyanları, birlikte çekilmiş fotoğraflar, video kayıtları, WhatsApp konuşmaları gibi her türlü belge kullanılabilir. Mahkemeler, bu tür davalarda zinanın açık şekilde ortaya konulmasını arar; varsayımlara, kıskançlığa veya imaya dayalı iddiaları dikkate almaz.
Zina dışında sadakatsizlik ve güven ihlali kavramları da evlilik birliğini temelinden sarsacak boyuta ulaştığında boşanma sebebi olarak kabul edilebilir. Eşin sürekli olarak karşı cinsle uygunsuz iletişim kurması, sosyal medyada cinsellik ima eden paylaşımlar yapması, gece hayatı alışkanlıkları, başka biriyle duygusal yakınlık kurması gibi davranışlar, mahkeme nezdinde evlilik sadakatine aykırı davranışlar olarak değerlendirilir. Sadakatsizlik fiziksel boyuta ulaşmamış olsa bile, duygusal sadakatin yıkılması, bir evliliğin sürdürülemez hale gelmesine neden olabilir. Bu gibi durumlarda eşin davranışları tanıklar, mesaj içerikleri, ekran görüntüleri ya da sosyal medya faaliyetleriyle ispat edilebilir. Bu ispatlar neticesinde mahkemeler, sadakatsiz davranan eşi kusurlu bularak boşanma kararını verir.
Güven ihlali ise daha çok maddi anlamda ortaya çıkar. Eşlerden birinin diğer eşin haberi olmaksızın borçlanması, mal kaçırması, gizli harcamalarda bulunması, birikimlerini el altından satması veya üçüncü şahıslara gizli mali transferler yapması, güven ilişkisini zedeleyici davranışlardır. Bu eylemler, boşanma sebebi sayılabilecek derecede önemli görülür. Çünkü evlilik birliğinde tarafların birbirine sadece duygusal değil, aynı zamanda ekonomik güven de duyması gerekir. Güven ihlali, genellikle ticaretle uğraşan eşlerde, ortak hesap kullanılan evliliklerde veya miras yönetimi içeren ailelerde daha sık görülür. Bu ihlaller, banka dökümleri, noter kayıtları, tanık beyanları, tapu belgeleri veya muhasebe kayıtlarıyla ispatlanabilir. Bu noktada güvenin yalnızca bir defaya mahsus değil, sistematik şekilde zedelendiği ortaya konulduğunda mahkemeler bu ihlalleri ciddi bir boşanma gerekçesi olarak kabul eder.
Zina, sadakatsizlik ve güven ihlali gibi durumlar sadece evlilik birliğini sona erdiren değil, aynı zamanda evlilik birliğinin özünü sarsan davranışlardır. Bu davranışlar bir arada bulunduğunda, özellikle zina ve maddi aldatma birlikte gerçekleşmişse, mahkemeler hem boşanma kararı verir hem de mağdur eş lehine yüksek tutarlı maddi ve manevi tazminata hükmedebilir. Ayrıca bu davranışlar çocuğun velayeti konusunda da belirleyici olabilir. Örneğin zina yaptığı ispatlanan eşin çocuğun ahlaki gelişimine zarar vereceği düşünülürse, mahkeme velayeti diğer eşe verebilir. Aynı şekilde ekonomik güveni kötüye kullanan bir eşin çocukla maddi sorumluluk taşıması da sorgulanabilir. Bu nedenle bu tür ihlallerin boşanma sürecine etkisi çok katmanlıdır.
Sonuç olarak, çekişmeli boşanma davalarında zina, sadakatsizlik ve güven ihlali gibi özel boşanma sebepleri ileri sürüldüğünde, bu iddiaların ispat yükü iddia sahibindedir ve mutlaka güçlü delillerle desteklenmelidir. Bu delillerin varlığı, boşanma kararının yönünü ve sonuçlarını doğrudan etkileyen hukuki unsurlardır. Bu nedenle böyle bir iddia öne sürülmeden önce dikkatlice değerlendirme yapılmalı, hukuki destek alınmalı ve sürecin duygusal boyutlarından çok hukuki yönüne odaklanılmalıdır.
6. Terk, Akıl Hastalığı ve Haysiyetsiz Yaşam Gibi Nadir Sebepler
Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenen çekişmeli boşanma sebeplerinden bazıları, toplumda daha az rastlanmakla birlikte hukuki sistemde önemli sonuçlara yol açabilecek niteliktedir. Bu kapsamda özellikle “terk”, “akıl hastalığı” ve “haysiyetsiz hayat sürme” gibi özel boşanma sebepleri, diğer genel gerekçeler kadar yaygın kullanılmasa da çekişmeli boşanma davalarında oldukça kritik bir yer tutmaktadır. Terk, 164. maddeye göre boşanma sebebi sayılır ve belirli koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekir. Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek amacıyla ortak konutu terk etmişse ve bu durum aralıksız olarak altı ay sürmüşse; diğer eşin Noter veya Mahkeme aracılığıyla eve dön çağrısına rağmen geri dönmemişse, terk hali sabit hale gelir. Mahkeme, bu durumun varlığını tespit ettiğinde boşanma kararı verebilir. Ancak burada önemli olan, terk eden eşin evi hangi saikle terk ettiği, evden kovulup kovulmadığı ya da haklı bir sebebe dayanıp dayanmadığıdır. Örneğin fiziksel şiddet uygulayan bir eşin evinden kaçan eş, terk eden değil mağdur olandır. Bu gibi detaylar, davanın sonucunu doğrudan etkiler.
Akıl hastalığı ise TMK madde 165’te düzenlenmiş olup, boşanma sebebi olarak değerlendirilebilmesi için yalnızca hastalığın varlığı yetmez; hastalığın evlilik birliğini sürdürmeyi imkânsız hale getirmiş olması ve bu durumun iyileşmesinin mümkün olmaması gerekir. Bu süreçte mahkeme mutlaka tarafın psikiyatrik durumunu raporla tespit eder. Yalnızca hafif depresyon, anksiyete gibi durumlar boşanma gerekçesi sayılmazken; şizofreni, ileri düzey bipolar bozukluk, paranoid bozukluk gibi bireyin sosyal yaşamını, aile ilişkilerini ve karar verme yetisini kalıcı şekilde etkileyen rahatsızlıklar boşanma sebebi olarak kabul edilebilir. Ancak bu davalarda kişilik hakları ve insan onuru ön planda tutulur. Mahkeme, hasta olan tarafı koruma altına alırken; diğer eşin mağduriyetini de dengelemeye çalışır. Eğer hastalığın iyileşme ihtimali varsa, dava reddedilebilir ya da tedavi sürecinin beklenmesi gerekebilir.
Bir diğer nadir boşanma sebebi ise TMK 163. maddede düzenlenen “haysiyetsiz hayat sürme” durumudur. Burada kast edilen, bir eşin toplumda ahlak dışı ya da suça eğilimli bir yaşam tarzı benimsemiş olmasıdır. Fuhuş, sürekli sarhoşluk, kumar alışkanlığı, uyuşturucu kullanımı, hırsızlık, dolandırıcılık gibi suçlara karışmış olma durumu bu kapsamda değerlendirilir. Bu davranışların evlilik birliğini temelinden sarstığı kabul edilir ve eylemler ispatlandığı takdirde, diğer eşin boşanma talebi kabul edilir. Haysiyetsiz hayat süren eşin bu yaşam tarzını alışkanlık haline getirmiş olması gerekir. Yani tek seferlik bir olay değil; süreklilik gösteren, ıslah edilemeyen ve evlilik ortamını tehdit eden bir yaşam biçimi söz konusu olmalıdır. Bu tür davalarda da tanıklar, sabıka kayıtları, adli sicil belgeleri, sosyal çevre gözlemleri, doktor raporları gibi çeşitli deliller kullanılabilir.
Bu üç sebep –terk, akıl hastalığı, haysiyetsiz yaşam– her ne kadar çekişmeli boşanma davalarında nadir başvurulan gerekçeler olsa da, ispat edildikleri takdirde doğrudan boşanma kararı verilmesini sağlarlar. Bu yönüyle oldukça etkilidirler. Ancak usulüne uygun başvuru yapılmaması, ispat yükünün karşılanamaması veya hukuki gerekçelerin zayıf sunulması halinde mahkemeler bu tür davaları reddetmektedir. Örneğin terk sebebine dayanılıyorsa, mutlaka Noter aracılığıyla ihtarname gönderilmiş ve eşe eve dön çağrısı yapılmış olmalıdır. Aynı şekilde akıl hastalığına ilişkin detaylı uzman raporu bulunmalı; hastalığın sürekliliği ispatlanmalıdır. Bu da ancak uzman bir hukukçu rehberliğinde hazırlanacak dilekçeler ve sürece uygun delillerle mümkündür.
Sonuç olarak, bu özel boşanma sebepleri, diğer boşanma nedenlerinden daha teknik ve hassas niteliktedir. Her biri belirli usul kurallarına tabidir ve delil standartları yüksektir. Dolayısıyla bu sebeplere dayanılarak açılacak davalarda, hukuki strateji ve belge yönetimi çok daha önem kazanır. Bu süreçte yapılacak en küçük hata dahi, davanın reddine ya da gereksiz zaman kaybına neden olabilir. Bu sebeple bu gibi nadir ve karmaşık boşanma sebeplerine dayanılacaksa, mutlaka uzman bir avukatla çalışılmalı ve süreç profesyonel şekilde yönetilmelidir.
Daha detaylı bilgi almak ve hukuki destek almak için FFK Partner Hukuk olarak sizlere profesyonel destek sağlıyoruz!




