
Kamulaştırmada Eksik Bedel ve Yargı Süreci?
4 Ağustos 2025
Kentsel Dönüşüm Kapsamında Yıkılan Taşınmazlar İçin Tazminat
4 Ağustos 2025İdarenin Yolu Açmak İçin El Koyduğu Taşınmazlarda Tazminat Nasıl Alınır?
Kamusal hizmetlerin sürdürülebilmesi ve şehirleşmenin planlı şekilde gerçekleşebilmesi için yollar, köprüler, kavşaklar ve benzeri ulaşım altyapıları vazgeçilmezdir. Bu tür yatırımlar genellikle yerel yönetimler veya karayolları gibi kamu kurumları tarafından yürütülür. Ancak yol açma gibi projelerde, idarenin en sık başvurduğu ve aynı zamanda en çok hukuka aykırılık içeren uygulamalardan biri, özel mülkiyete konu taşınmazlara kamulaştırma yapmadan fiilen el koymasıdır. Bu duruma genellikle kamulaştırmasız el atma ya da fiili yol el koyması denir. Yolun bir kısmının ya da tamamının malikin taşınmazından geçirilmesi, ancak bu işlem için resmi bir kamulaştırma kararı alınmaması, taşınmaz sahibinin anayasal mülkiyet hakkının açık ihlali anlamına gelir. Böyle bir durumda malik, idareye karşı tazminat davası açarak hem taşınmaz bedelini hem de uğradığı zararları talep edebilir.
Bu tür davalarda öncelikle yapılması gereken, taşınmaza idarece el atıldığını hukuki ve teknik olarak ispatlamaktır. El koymanın en yaygın şekli, idarenin taşınmazın bir kısmından veya tamamından yol geçirmek suretiyle fiilen kullanım sağlamasıdır. Bu kullanım genellikle sınır çizgileri, asfaltlama çalışmaları, kaldırım döşeme, trafik levhası yerleştirme, bordür taşı dizme gibi işlemlerle başlar ve kalıcı hale gelir. Malik, bu tür bir müdahaleyle karşılaştığında, tapu kaydı hâlen kendisinde olmasına rağmen taşınmazın kamusal kullanıma açıldığını fark eder. Bu noktada malik için kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat talep etme hakkı doğar. Bu tazminatın konusu yalnızca el konulan kısmın bedeli değildir; aynı zamanda bu işlem nedeniyle taşınmazın kalan kısmında meydana gelen kullanım zorluğu, yapılaşma engeli ya da değer kaybı gibi ek zararlar da tazmin kapsamına alınabilir.
Yol için el konulan taşınmazlarda tazminat talebinde bulunmanın ilk adımı, tespit davası açmaktır. Bu dava, idarenin taşınmaza fiilen el attığını belirlemeyi ve tespit ettirmeyi amaçlar. Bu davada genellikle keşif yapılır, bilirkişi raporu alınır ve harita üzerinden taşınmazın nereden nereye kadar kullanıldığı somut biçimde ortaya konur. Keşif sırasında çekilen fotoğraflar, harita çakışmaları ve yerinde ölçümlerle el koymanın kapsamı netleştirilir. Tespit davası açıldıktan ve el koyma fiili mahkeme kararıyla belirlendikten sonra, malik bedel tespiti ve tazminat davası açabilir. Bu ikinci aşamada mahkeme, el konulan kısmın rayiç değerini bilirkişi incelemesiyle tespit eder ve idareye bu bedeli ödeme yükümlülüğü getirir. Bazı durumlarda, yolun geçtiği kısmın ötesinde kalan taşınmazın da değerinin düşmesi söz konusu olabilir. Örneğin yol nedeniyle taşınmaz ikiye bölünmüşse, imar bütünlüğü bozulmuşsa ya da kalan kısım kullanılamaz hale gelmişse, yalnızca el konulan değil, tüm taşınmaz için tazminat kararı verilebilir.
Bu tür davalarda tazminat yalnızca taşınmazın bedeliyle sınırlı değildir. Malik ayrıca, kira geliri kaybı, rant kaybı, kullanım hakkının ihlali, manevi zarar gibi kalemleri de mahkemeye taşıyabilir. Örneğin ticari bir işletmeye ait olan taşınmazın ön cephesi yol çalışması nedeniyle kapanmış, araç girişi zorlaşmış veya müşteri erişimi engellenmişse, bu durum doğrudan gelir kaybına neden olur ve bu da tazminat konusu yapılabilir. Aynı şekilde malik, taşınmazını bu nedenle daha düşük bir bedelle satmak zorunda kalmışsa, aradaki farkı da talep edebilir. Bu noktada zarar kalemlerinin belgelenmesi, örneğin kira sözleşmeleri, tapu satış teklifleri, ticari faaliyet belgeleri gibi verilerle desteklenmesi çok önemlidir. Ayrıca mahkemeye sunulacak bir gayrimenkul değerleme raporu, taşınmazın yol nedeniyle uğradığı değer kaybını teknik olarak ortaya koyar ve mahkemeyi ikna edici nitelikte olur.
İdarenin yol açmak için yaptığı el koyma işlemlerinde, kusur aranmaksızın sorumluluk esası geçerlidir. Yani idare iyi niyetli olsa dahi, usule uygun kamulaştırma yapmadan özel mülkiyete müdahale etmişse, doğan zararı tazmin etmek zorundadır. Bu yaklaşım, Danıştay ve Yargıtay içtihatlarında da net olarak ifade edilmiştir. Fiili müdahale, kamu yararı gerekçesiyle yapılsa bile, kanuni şekil şartlarına uyulmadan gerçekleştirildiği için hukuka aykırıdır. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı, kamu yararı gerekçesiyle dahi olsa usule uygun müdahaleye izin verir. Bu nedenle mahkemeler idarenin savunmalarını genellikle dikkate almaz ve tazminata hükmeder. Özellikle son yıllarda artan AYM kararlarında da, kamulaştırmasız el atma fiilinin açık hak ihlali olduğu ve etkili bir tazminat mekanizmasının işletilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Aynı yaklaşım Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında da yer almaktadır.
Tazminatın tahsili aşamasında önemli bir nokta da faiz hesabıdır. Mahkemeler, genellikle taşınmaza ilk el atma tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına karar verirler. Bu da, yıllarca kamusal kullanımda olan taşınmaz için ciddi bir faiz yükü anlamına gelir. Yani malik yalnızca arsa bedelini değil, geçmiş yıllara dönük birikmiş faizleri de idareden tahsil edebilir. Bu durum, idarenin hatalı uygulamalarına karşı caydırıcı niteliktedir. Özellikle 10 yıl, 20 yıl öncesinden yol yapılmış fakat hâlâ tazmin edilmemiş taşınmazlar için bu faiz miktarı oldukça yüksek olabilir. Bu nedenle dava dilekçesinde faiz talebinin açıkça belirtilmesi ve el koyma tarihinin delillerle somutlaştırılması gerekir. Haritalar, belediye kayıtları, Google Earth geçmiş görüntüleri, kadastro çapları ve tanık beyanları bu tarihlerin netleşmesinde yardımcı unsurlardır.
Bu tür davalarda hak düşürücü süreler olmamakla birlikte, taşınmaza fiilen el konulmasından itibaren 20 yıllık zaman aşımı süresi uygulanır. Ancak bazı özel durumlarda bu süre daha kısa tutulabilir. Örneğin malik durumu yeni fark etmişse veya idare el koyduğunu açıkça beyan etmişse, bu tarihler yeniden hesaplanabilir. Ancak ne olursa olsun, fiili kullanımın üzerinden 20 yıldan fazla süre geçmişse, dava hakkı zamanaşımına uğrayabilir. Bu nedenle maliklerin durumun farkına vardığı anda hızlıca harekete geçmeleri, dava açmadan önce tapu kayıtlarını ve idarenin işlem dosyalarını kontrol ettirmeleri önem arz eder. Gecikmeler yalnızca tazminat miktarını düşürmekle kalmaz, tamamen hak kaybına da neden olabilir.
🟩 İlgili Resmi Kurum Bağlantıları:
- Karayolları Genel Müdürlüğü – Yol Projeleri
- Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü – Harita Sorgu
- 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanunu
- Anayasa Mahkemesi Karar Arşivi
- AİHM HUDOC – Mülkiyet Kararları
Daha detaylı bilgi almak ve hukuki destek almak için FFK Partner Hukuk olarak sizlere profesyonel destek sağlıyoruz!




